İ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ignatius Loyola Donnely (1831-1901)

Amerikan politikacı ve Kongre üyesi. Bugün daha çok Atlantis ve Shakespeare üzerine yazdıklarıyla ünlüdür.

1882 yılında yayınladığı “Atlantis: Tufan Öncesi Dünya” (Atlantis: the Antediluvian World) isimli kitap halkın ilgisini bu konuya çekmiştir. Eflatun’un Atlantis hikayesini doğru kabul eden kitap, bilinen Antik medeniyetleri, kendilerinden önce gelen bu neolitik kültüre dayandıran bir teori geliştirmiştir.

Shakespeare ve eserleri üzerine yazdığı yazılarda Shakespeare’in aslında Francis Bacon olduğunu iddia etmiştir.

Ayrıca bkz. Atlantis

İkiz Kulelere Saldırı

11 Eylül 2001’de ABD’de dört uçakla tarihin en büyük saldırısı gerçekleşti. Uçaklardan ikisi ünlü Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerine, biri Pentagon’a çarparken, nereye yöneldiği bilinmeyen bir başka uçak da iddiaya göre yolcuların isyanıyla hedefine ulaşmadan düşürüldü.

Olayın hemen akabinde yapılan resmi açıklamaya göre dört uçakta bulunan El Kaide üyesi 19 terörist, bıçak, biber gazı ve sahte patlayıcılarla uçakları ele geçirdiler. Özel uçuş eğitimi almış bu teröristlerin yönlendirmesiyle uçaklar hedeflerine çarptılar. Çarpmaların etkisiyle Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin ikisi de yerle bir olurken, Pentagon’un da bir bölümü yıkıldı.

11 Eylül saldırılarıyla ilgili resmi tez yukarıdaki gibi. Fakat saldırılar öncesine ve saldırılara ilişkin pek çok komplo teorisi de mevcut. İlk başlarda çok az itibar gören bu teoriler artık çok daha fazla dile getiriliyor. Bu arada Amerikan halkının olaylara ilişkin şüpheleri de artıyor. Örneğin Mayıs 2006’da Zogby International tarafından yapılan bir ankette Amerikalıların % 42’sinin ABD Hükümetinin ve 11 Eylül Komisyonunun bazı kritik delilleri kararttığına veya bazı ipuçlarını takip etmeyi reddettiğine inandığını ortaya koydu. New York Times ve CBS tarafından Ekim 2006’da gerçekleştirilen bir başka ankette de Amerikalıların % 28’inin Bush yönetimindeki yetkililerin 11 Eylül öncesinde olası saldırılara ilişkin bilgileri konusunda yalan söylediğine inandıkları ortaya çıktı.

11 Eylül’le ilgili resmi teze aykırı teorilerin temelinde resmi tezden tatmin olunmaması yatmaktadır. Fakat bunların hepsini aynı kategoride değerlendirmek mümkün değildir. Sözkonusu komplo teorilerini üç grupta değerlendirebiliriz.

  1. ABD Yönetimi ve Pentagon’da görevli veya ilişkili bazı kişilerin bu saldırıları organize ettiğini öne süren teoriler
  2. ABD Yönetimi ve Pentagon’da görevli veya ilişkili bazı kişilerin bu saldırıları bilmesine rağmen, kendi amaçları için olmasına izin verdiklerine dair teoriler
  3. ABD Yönetiminin saldırılara ilişkin ön sinyalleri değerlendirmekte aciz ve başarısız kaldığı ama bu hatasını örtbas etmeye çalıştığına dair teoriler
Tüm teorilerin ortak noktası, genelde kamuya açık olan ama resmi tezde değerlendirilmeyen, farklı değerlendirilen ya da yalanlanan bazı bilgileri kullanarak, bir anlamda, “noktaları birleştir” yöntemiyle genel fotoğrafı ortaya çıkarmak şeklinde değerlendirilebilir. Bunun yanında, olay sonrası yaşanan gelişmeler de olayların arkasındaki motivasyona ilişkin yorumları da beraberinde getirmektedir.

Resmi tez, teröristlerin yapmayı planladıklarından daha başarılı bir eylem gerçekleştirdiklerini söylerken, komplo teorileri, 11 Eylül olaylarının tam da istendiği şekilde sonuçlandığını öne sürmektedirler.

Saldırılar öncesi bilgilerin yetkililer tarafından gözardı edildiği ve gereğinin yapılmadığına ilişkin teoriler şu bilgilere dayanmaktadır. Üç FBI ajanı, zamanında Bill Clinton’u suçlayan savcı David Schippers’la temas kurmuş ve aşağı Manhattan’a yönelik olası bir saldırı konusunda bilgi vermişlerdir. Schippers, saldırılardan beş hafta kadar önce konu hakkında Başsacvı John Ashcroft’ya bilgi verip soruşturma açılmasını istediğini ama ondan Adalet Bakanlığının soruşturma açmadığı cevabını aldığını söylemiştir.

Cumhuriyetçi senatör Curt Weldon saldırılardan bir yıl kadar önce saldırılan baş sorumlusu ilan edilen Muhammed Atta ve üç kişinin muhtemel El Kaide hücresi olarak tespit edildiğini, ama Özel Harekat Komutanlığının (SOCOM) bu bilgiyi FBI’a vermediğini iddia etmiştir. Bu bilgi daha sonra Pentagon tarafından yalanlanmıştır.

12 Eylül 2001’de The San Franciso Chronicle gazetesi, San Francisco belediye başkanı Willi Brown’un saldırılar konusunda erken uyarı almış olabileceğini, çünkü olaylardan sekiz saat önce havaalanı güvenliğinden Amerikalıların havayoluyla yolculuk konusunda dikkatli olmalarını tavsiye eden bir telefon aldığını açıkladığını yazmıştır.

Bazı kaynaklar da, saldırılardan hemen önce United Airlines ve American Airlines şirketlerinin hisse opsiyonlarında şüpheli hareketler olduğunu iddia etmektedir. Saldırılar öncesinde Chicago borsasında büyük miktarlarda opsiyonlu hisse satışı olduğu ve satışı yapanların saldırı sonrasında 5 milyon dolar kazandıkları söylenmektedir. Ama bu alışverişi yapanların kimliği açıklanmadığı gibi sözkonusu 5 milyon dolar da hiçbir zaman tahsil edilmemiştir. 11 Eylül Komisyonu ise, FBI’ın tüm hisse alım-satımlarını incelediğini ve şüpheli bir durumla karşılaşmadığını raporlamıştır. Fakat sadece Chicago borsası değil diğer büyük borsalarda da benzer araştırmalar gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Saldırılarla ilgili bir başka teori de ikiz kulelerin yıkılışına ilişkindir. İkiz kulelerin yerle bir olması mühendisler için büyük bir sürprizdi, çünkü daha önce hiçbir gökdelen yangın veya başka kısmi hasar nedeniyle çökmemişti. Çözülmesi gereken soru, uçakların oluşturduğu kısmi hasarın bir çökmeyi tetikleyip tetikleyemeyeceği sorusuydu. Üç yıllık bir araştırmanın ardından bir rapor yayınlayan Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST), kulelerin çökmesinin, uçakların çarpmasıyla oluşan darbeye ve sonrasında çıkan yangının çelik kolonları zayıflatmasına bağlı olduğunu açıkladı. Komplo teorisyenleri ise bu şekilde çökmelerin, daha önce sadece kontrollü yıkımlarda görüldüğünü ifade ederek, böyle bir ihtimalin peşine düşmüşlerdir. David Ray Griffin “Yeni Pearl Harbor” isimli kitabında kontrollü yıkım teorisine yer vermiştir.

Kontrollü yıkım teorisine en büyük destek, önemli Amerikalı fizikçilerden Steven E. Jones’dan gelmiştir. Jones, kontrollü yıkım olmaksızın yerçekimi etkisiyle çökmenin fizik kanunlarına aykırı olacağını söylemiştir. Bazıları böyle bir hazırlığın fark edilmeden yapılmasının zor olduğunu söylerken, olaylardan önceki haftalarda olağandışı elektrik kesintileri ve tadilatlar yapıldığına ilişkin iddialar da mevcuttur. WTC7 adı verilen ve hiçbir uçak çarpmamasına rağmen yıkılan 7 numaralı bina bu tür iddiaları güçlendirmektedir. NIST’ın bu konudaki araştırması devam etmektedir, 2007 yılında bir taslak rapor yayınlaması beklenmektedir.

11 Eylül saldırıları konusunda üretilen komplo teorilerinden bir diğeri de, Pentagon’un bir Boeing 757 tarafından değil daha küçük bir uçak ya da bir roket tarafından vurulduğu yönündedir. Bu teorilerin temelinde olay fotoğraflarında herhangi bir uçak kalıntısını andırır bir parça görünmemesidir. Ayrıca bölgenin hemen önündeki çimlerde ve binanın geri kalanında hasar olmaması da şüpheleri artırmaktadır. 2006 yılında Pentagon tarafından bir uçağın sadece burnunun göründüğü kamera görüntüleri yayınlanmış olsa da, buna inanmayıp aksi görüşleri savunmaya devam edenler bulunmaktadır.

Bazı teoriler de, güneydeki kuleye çarpan 175 no’lu uçağın çarpmasıyla birlikte ortaya çıkan parlamayı bir füzenin patlaması olarak yorumlamaktadır. Hatta görüntülerde bu uçağın altında bir çıkıntının göründüğü ve bunun da muhtemelen füze olduğunu iddia edenler mevcuttur.

Komplo iddialarına yol açan sepeblerden bir diğeri de Başkan George Bush’un olaya verdiği tepkiyle ilgilidir. İlk olarak ne Başkan Bush ne de yakın koruma ekibi Başkan’ın hayatı tehlikede gibi davranmamış, onu korumak için bulunduğu mevkiden güvenli bir yere götürmeye çalışmamıştır. Ayrıca, o sırada bir okulda bulunan Bush olay kendisine haber verilince, hiç istifini bozmadan ziyaretini sürdürmüştür. Bu davranışı, onun olaylar hakkında önceden bilgisi olduğu tezlerine neden olmaktadır.

İkiz kulelere çarpan uçakların karakutularının bulunamadığına ilişkin resmi açıklamalara rağmen, yıkıntılarda görev yapan iki kişi FBI görevlilerine karakutuların bulunmasında yardım ettiklerini, iki uçağa ait dört karakutudan ikisini bulduklarını iddia etmişlerdir. Bunlardan birinin adı Gail Swenson’dur.

Yine bir başka delil olarak tam da saldırıların gerçekleştirildiği tarihte pek çok ABD güvenlik teşkilatının tatbikatlarının üsüste denk geldiği söylenmektedir. 11 Eylül’de ABD Hava Kuvvetleri (USAF), Kuzey Amerika Hava Savunma Komutanlığı (NORAD), CIA, Ulusal Gözetleme Ofisi (NRO), Ulusal Havacılık Ajansı (FAA) ve Federal Aci Durum Yönetimi Ajansı (FEMA) tarafından çeşitli tatbikatlar yapılmaktaydı. Bunlardan bir tanesi özellikle dikkat çekiciydi. Hava Kuvvetlerinin muhtemel bir Rus saldırısını simüle ettiği Northern Vigilance tatbikatında, normalde Kuzeydoğu sahasını denetleyen savaş uçakları Alaska ve Kanada’ya yönlendirilmişti.

Olayı Yahudilerle ve İsrail’le ilişkilendiren teoriler de vardır. Bunların dayandığı ilk bilgi, kulelerde çalışan 4000 Yahudinin o gün işe gitmediği yönündeki söylentidir. Bunun doğru olmadığı, olayda 5’i İsrail vatandaşı 400 Yahudi’nin öldüğü açıklanmıştır. Daha ilginç bir bilgi ise 17 Eylül 2001’de İsrail’in Haaretz gazetesinde yayınlanmıştır. Gazete, FBI’ın çarpmadan sonra oluşan dumanı kendi şirketlerinin çatısından aşırı sevinç ve alaylı davranışlarla görüntüleyen 5 İsrailliyi gözaltına aldığını yazmıştır. Bu kişiler 20 Kasım 2001’de sınırdışı edilmiştir. 21 Haziran 2002’de ABC televizyonu, FBI’ın sözkonusu kişilerin İsrail istihbaratından olup olmadıklarını belirleyemediğini ama olaylar hakkında ön bilgiye sahip olmadıkları kanısına vardığını açıklamıştır.

Saldırıların amacına yönelik değerlendirmelerde başı ABD’nin emperyalist emelleri çekmektedir. Komplo teoristleri, ABD’nin Güney Asya ve Ortadoğu’daki artan askeri varlığına dikkat çekerek, 11 Eylül olaylarını ABD içindeki birtakım odakların planladığını öne sürmektedir. Özellikle, enerji kaynakları üzerinde öteden beri devam eden savaşta ABD’nin avantaj kazandığına ilişkin gözlemler, bu tür yorumları pekiştirmektedir. Teorilerin odak noktasında genelde yeni-muhafazakarlar adı verilen şahinler grubu bulunmaktadır.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşına girmesine sebep olduğu söylenen Pearl Harbor baskınına ilişkin benzer teorileri hatırlamak gerekir. Sözkonusu çevrelerin bu saldırıları bizzat yapmasa bile gerçekleşmesi için elinden geleni yaptığına kesin gözüyle bakanlar ise çok daha fazladır.

David Rockefeller, 1994 Eylül ayında Birleşmiş Milletlere yaptığı bir konuşmada “Küresel bir dönüşümün eşiğindeyiz. Tek ihtiyacımız doğru büyük krizi yakalamak, böylece ülkeler Yeni Dünya Düzenini kabul edeceklerdir.” demekteydi.

Yeni muhafazakarların yoğunlaştığı Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi (PNAC) adlı think-tank kuruluşun Eylül 2000’de yayımladığı “Amerikanın Savunmasını Yeniden Oluşturmak: Yeni bir Yüzyıl için Strateji, Kuvvetler ve Kaynaklar” isimli raporun 51. sayfasında şu ifade geçmektedir: “…dönüşüm süreci, devrim niteliğinde değişiklikler getirse bile, Pearl Harbor benzeri feci ve katalizleyici bir olay olmadıkça, çok uzun sürecektir.”

Bkz. Yeni Muhafazakarlık, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi

İlluminati

İlluminati, gerçek veya hayal ürünü bir çok niteliğe sahip bir gizli cemiyettir. Geçmişteki en somut karşılığı aydınlanmacı bir gizli örgüt olan Bavyera Illuminati cemiyetidir. Dünya olaylarını kontrol eden Illuminati adında gizli bir perde arkası gücün olduğu iddia edilmekle birlikte, bunun Bavyera Illuminati teşkilatının bir tür devamı olduğu da söylenmektedir.

Bir perde arkası gizemli örgüt olarak Illuminati, daha çok Yeni Dünya Düzeni kavramı ile ilişkilendirilmektedir. Illuminati (ya da aydınlanmışlar), dünyayı Yeni Dünya Düzeni denen yeni bir yapılanmaya götüren olayları planlayan kişiler olup, bu yeni düzen de aslında tüm dünyayı yönetecek faşist nitelikli bir hükümetten başka birşey değildir. Bu arada dünya nüfusunun önemli bir bölümü ortadan kaldırılacaktır.

Aydınlanma düşüncesinin radikal bir uzantısı olan Illuminati, kendilerine “perfectibilist” (mükemmeliyetçi) sıfatını takan ve öncülüğünü Cizvit kökenli Adam Weishaupt’un yaptığı bir grup serbest düşünür tarafından 1 Mayıs 1776 yılında kurulmuştur. Topluluk, önce Illuminati Tarikatı, daha sonra da Bavyera Illuminati Cemiyeti olarak tanınmıştı. Fakat 1777’de Bavyera’da yönetime gelen Karl Theodor, 1784’te bütün gizli örgütlerle birlikte Illuminati ve masonları da yasaklamıştı.

Kanunen yasak olsa da, pekçok etkin entelektüel ve ilerici politikacı kendilerini Illuminati üyesi addediyorlardı. Üyeleri masonlardan veya masonluktan ayrılmış kişilerden oluşuyordu. Fakat yine de Illuminati’nin masonluk teşkilatı tarafından desteklendiğine dair kesin bir bilgi yoktur.

Masonluğun aksine, Illuminati’de Yüce Yaratıcıya inanma şartı yoktur. Hatta ateist ve agnostiklerin üye olabileceği bu türden tek örgüt olması hasebiyle, Illuminati içinde Tek Tanrıya inanan insanların sayısı çok az kalmıştır. Buna örgütün humanist ve kilise karşıtı tutumu da eklenince pek çok komplo teorisinde yer alan ateist dünya düzeni suçlamalarının dayandığı nokta daha anlaşılır hale gelmektedir.

Illuminati, kendi içinde çeşitli derecelerden oluşan bir rite sahipti. Üç asıl seviye kendi içinde alt seviyelere ayrılmıştı.

  • Ön seviye (Nursery) : Hazırlık (Preparation), Acemi (Novice), Minerval, Illuminatus Minor
  • Taş Ustalığı (Masonry) : Illuminatus Major, İskoç Şovalyesi (Illuminatus Dirigens)
  • Gizemler (Mysteries) : Küçük Gizemler: Prebyster, Regent; Büyük Gizemler: Magus, Rex
Illuminati’nin 10 yıl içinde tüm Avrupa’da yaklaşık 2000 üyeye sahip olduğu söylenmiştir. Goethe ve Herder gibi edebi şahsiyetler ve Gotha ve Weimar dükleri de hareketin cazibesine kapılan isimler arasındadır. Hareket Bavyera hükümetinin baskıları sonucu dağılma sürecine girmiştir.

Illuminati’nin komplo teorilerinin önemli bir figürü olma süreci, Abbé Augustin Barruél’in 1797 tarihli “Jakobenliğin Tarihine Işık Tutan Tanıklıklar” isimli kitabına kadar gitmektedir. Bu kitapta Barruél, Tapınak Şovalyelerini, Gülhaçcıları, Jakoben klübünü ve Illuminati’yi kendi zamanındaki Fransız Devrimi gibi olayların gizli planlayıcısı olarak itham etmiştir.

Öte yandan, İskoç masonu ve tabii bilimler profesörü olan John Robinson 1798’de “Tüm Avrupa Dinlerine ve Hükümetlerine Karşı Komplonun Delilleri”ni yayınlamaya başlamıştır. Bu kitap, Illuminati’yi hümanizm’i tüm dünya dinlerinin yerine ikame etmeye ve tüm milletleri tek bir hükümet çatısı altında toplamaya çalışmakla suçlamıştır. Daha sonraki yıllarda Bolşevik devrimini bile Illuminati ile ilişkilendirenler çıkmıştır.

Daha yakın zamanda Antony C. Sutton, Kurukafa ve Kemikler cemiyetinin Illuminati’nin Amerika uzantısı olarak kurulduğunu iddia etmiştir. Tomar ve Anahtar (Scroll and Key) cemiyetinin de Illuminati kökenli olduğu iddia edilmiştir. Tüm dünya halklarını tek bir faşist hükümetin yönetimi altına sokmaya çalışan perde arkası örgüt olduğu iddia edilen Illuminati hakkında sayısız teori üretilmiştir. Hükümetleri deviren, yenilerini belirleyen, suikast, şantaj, rüşvet ve beyin kontrolü gibi her yöntemi kullanan, bankaları ve finansal örgütleri kontrol eden, savaşları çıkaran ve destekleyen dev bir hayalet olarak lanse edilmiştir.

ABD kurucu babalarından ve üçüncü başkanı Thomas Jefferson, Illuminati’nin doğru bilgiyi ve ahlakı yaygınlaştırmaya çalıştığını, ama tiranlar ve despotlar nedeniyle bunu gizli yapmak zorunda kaldığını, bunun da cemiyete gizemli bir hava verdiğini söylemiştir. Aslında ABD kurucu babaları ve Illuminati ilişkisi hakkında da komplo teorileri hayli çoktur. Bir kısmı aynı zamanda mason olan ABD kurucu babalarının Illuminati ile bağlantılı olduklarını ve Birleşik Devletler Armasındaki göz ve yarım piramit imgelerinin Illuminati’nin işaretleri olduğunu ve cemiyetin Amerika üzerindeki gözetleyen gözünü temsil ettiğini söylemektedirler.

Dünyayı yöneten gizli hükümeti oluşturan Illuminati şebekesi içinde 13 soyun yer aldığı ve bunların Astor, Bundy, Collins, DuPont, Freeman, Kennedy, Li, Onassis, Reynolds, Rockefeller, Rothschild ve Russell aileleri olduğu da iddialar arasındadır.

David Icke, İngiliz Kraliyet Ailesi ile ABD başkanları arasındaki tarih boyunca süregelen iyi ilişkileri Illuminati bağlantısına yormaktadır. Fakat Icke ve benzerlerinin Illuminati teorisi oldukça sıradışı ve hayal ürünü gibi görünmektedir. Icke’ye göre yönetici elit piramidinin en tepesinde bulunanlar, şeytani bilinci temsil eden ama insan olmayan varlıklardır. 1999 yılında yazdığı bir kitapta Illuminati’nin tepesinde Draco burcundan gelen sürüngen insanımsılar (reptilian humanoids) olduğunu öne sürmüştür.

Bkz. Adam Weishaupt, Amerikan Merkez Bankası

İnisiyasyon

‘İnisiyasyon’un Batı dillerindeki karşılığı “initiation” sözcüğü olup, bunun da kökeni, Latince “initium”dur. Sözlük anlamı başlama veya yola koyulmadır. Ezoterik anlamda inisiyasyon ise yabancı kişinin içeri alınması, ezoterik topluluğun bir üyesi haline getirilmesi ve ezoterik bilginin aydınlığına kavuşturulması anlamındadır. Bunun Türkçe karşılığı ise erginlenme veya tekristir.

İnisiyasyon çoğunlukla bir törenle başlar ve bu tören özde inisiye edilen kişinin kendisine açılan ve zaman içinde açılacak sırları dışarıdakilere ifşa etmeyeceğine dair bir yemindir. Fakat inisiyasyon genel anlamıyla sadece bir başlangıç değildir, inisiyenin ezoterik bilgiye çeşitli aşamalardan geçerek ulaşmasını içeren uzun bir süreçtir.

Ezoterik bilgi içrektir ve herkese söylenemez. Sadece bu bilgiyi almayı hak eden sınırlı sayıda kişiye (inisiyeler) açıklanabilir. Ezoterik bilgi inisiyatör tarafından inisiyeye kontrollü bir biçimde aktarılır. İnisiyeye belli uygulamalar yaptırılır ve bir takım imtihanlardan geçirilir. İnisiye bu imtihanları aştıkça ruhsal bakımdan bir üst düzeye çıktığı kabul edilir. İnisiye, inisiyasyon yoluyla kendinde varolan bir cevheri harekete geçirmekte, bir anlamda, kendi kendini gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda, yolu başarıyla tamamlayabilmesi için inisiyenin bir takım özelliklere baştan sahip olması gereklidir.

İnisiyelerin çeşitli ruhsal yetkinlik düzeylerine ulaşmaları onları inisiyasyonun üst aşamalarına çıkarır. İnisiyasyon temelli ezoterik örgütlenmede, sözkonusu yetkinlik düzeyleri, bir takım dereceler veya rütbelerle belirlenmiştir. Bu anlamda hiyerarşik bir yapı sözkonusudur. Her ezoterik yapıda üyelerin seçilmesinden eğitilmesine ve geleneklerin sürdürülmesine kadar pek çok vazifeyi içeren ayrıntılı bir organizasyon bulunur.

Ezoterik bilgi inisiyenin kendi kendine ulaşamayacağı türden bir bilgidir. Bu bağlamda mistisizm (tasavvuf) ve ezoterizm birbirlerinden ayrılırlar. Mistik kişi hakikate sezgi yoluyla ulaşabilir, ama ezoterizmde inisiye belli bir disiplin içinde tüm inisiyasyon aşamalarından geçmelidir.

Mistik tarikatlarda da bir takım başlangıç törenlerinin ve çeşitli aşamaların olduğu görülecektir. Yine de bu aşamalar daha yumuşak geçişli olup ezoterik örgütlerde olduğu gibi baskın bir hiyerarşik yapılanmadan söz edilemez.

Ayrıca Bkz. Ezoterizm, Okültizm

İsmailiye

Yedi imam şiası olarak da adlandırılan Şii hizip. Daha sonra Batıni hareketlere kaynaklık yapmıştır.

Bkz. Şiilik, Batınilik

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews