G etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
G etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gelenekçilik

Gelenekçilik, Fransız sufi Rene Guenon (1886-1951) ile bugünkü drumuna kavuşmuş bir metafizik ekoldür. Rene Guenon’dan sonra en önemli temsilcileri Frithjof Schuon ve Ananda Coomaraswamy’dir. Ayrıca Titus Burckhardt, Martin Lings ve Seyyid Hüseyin Nasr da geleneği takip eden diğer önemli kişiliklerdir.

Aydınlanmayı ve ilericiliği reddeden gelenekçi yazarlar, modern medeniyeti bir yanılsama ve çürüme olarak görürler ve Kali Yuga (Hindu kozmolojisinde karanlık çağ) olarak isimlendirirler. “Modern yanlışa” karşılık olarak ilahi hikmeti ve kadim geleneği önerirler. Bu gelenek insanlığın doğuşundan bu yana yaşamakta ve peygamberler ve dini önderler tarafından canlandırılmaktadır. Gelenek, insan aklının ürünü değil, onu geldiği ilahi kökene bağlayan ve Allah tarafından verilen ilahi prensiplerdir.

Dinler görünüşte çok farklı biçim ve şekiller alsalar da, özde hepsi aynı Geleneğin ifadesidirler. Gelenekçilere göre tarihsel olarak farklı güzergahlar izlemiş olan inançlar aynı ilahi kökene bağlı oldukları gibi, aynı metafizik prensipler üzerinden de işlemektedirler ki buna “sophia perennis” de demektedirler.

Gelenekçilere göre semitik dinler (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) egzoterik/ezoterik (zahiri/batıni) boyutlara sahiptirler. Dinin zahiri yönünde biçimsel ritüeller ve dogmatik inançlar vardır. Entelektüel olmaktan ziyade duygusal bir hitabı bulunmaktadır. Dinin ezoterik yönü ise dışa dönük yüzünü tamamlamanın ötesinde anlamlar içerir. O, kabuğa nispetle çekirdek, bedene nispetle ruh gibidir. İşte Gelenek denilen de tam olarak budur. Tamamen metafizik bir öz olan Geleneğin amacı, teolojik dogmaları ve rasyonalist sınırlamaları aşarak varoluşun daha ileri aşamalarını gerçekleştirmektir. Bireysel olanın en temel olan İlahi İlke ile birleşmesi sonucu ortaya, Rene Guenon’un “Yüce Kimlik” dediği şey çıkacaktır.

Semitik dinlerin aksine, doğu dinlerinde zahiri/batıni ayrımı yoktur. Bu yüzden Guenon daha anlaşılır olmak için Hindu terimlerini kullanmıştır. Geleneğin Hinduizmdeki karşılığı Sanathana Dharma’dır. İslam tarihinde Ezeli Hikmet veya Halidi Hikmet olarak ifade olunan kavramın Geleneğe karşılık geldiği söylenmektedir.

Ayrıca Bkz. Rene Guenon

George Ivanovich Gurdjieff

George Ivanovich Gurdjieff, 1866 yılında Kafkasya'da fakir Rum bir babadan ve Ermeni bir anadan doğdu. Çocukluğu Kars'ta geçti, 1949 yılında Paris'te öldüğünde dünyaca ünlü bir mistik idi.

İlk önceleri mistik dans eğitmeni olarak ismini duyuran Gurdjieff, Peter D. Ouspensky, Thomas de Hartmann ve John G. Bennet gibi ünlü öğrenciler ve takipçiler edindi. Kendi tecrübelerinden ve erken dönem seyahatlerinden edindiği antik dinlere ve kadim hikmete ilişkin öğretileri, batıya getirdiğini iddia etti. Düşüncesinin özü, kitaplarından üçüncü diziye verdiği başlıkta özetlenmiştir aslında: Hayat Ancak “Ben Olduğumda” Gerçektir (Life is Real Only Then, When “I Am”). Çünkü onun öğretisi kişisel ve evrensel mutluluk için kişisel farkındalık üzerine bina edilmişti.

Gurdjieff sistemini kurmadan önce bir gezgin olarak Hindistan, Tibet, Orta Asya, Anadolu, Orta-Doğu ve Mısır’ı kapsayan ve 20 yıl süren bir arayış yolculuğuna çıkmıştı. Bu seyahattan sonra 1913 yılında Moskova’ya, oradan da St. Petersburg’a giden Gurdjieff burada eğitim vermeye başladı. Bolşevik devriminden sonra anavatanı Ermenistan’a döndü, 1919 yılında buradan Tiflis’e geçmek zorunda kaldı. Orada da düzenin değişmesi üzerine 1920’de öğrencileri ile birlikte Batum’a kadar yürüyerek deniz yoluyla İstanbul’a ulaştı. İstanbul’da Galata Kulesi civarında kiraladığı bir apartmanda bir yıl kadar yaşadıktan sonra Avrupa’ya geçti. 1922’de Paris’te Uyumlu İnsani Gelişim Enstitüsü’nü kurdu. Kendi alanında pek çok insana ders verdikten sonra 1949 yılında Paris’te öldü.

Gurdjieff, hayat hikayesini içeren "Olağan Üstü İnsanlarla Görüşmeler"kitabında başından geçen bazı fantastik olayları anlatmıştır. Bazı taraftarları bu olayları mecazi olarak alınması gerektiğini aktarmışlardır. Örneğin, Mısırın kumlar öncesi kadim haritasının eline geçtiğini ve bununla Mısır'da keşifler yaptığını, at üstünde gözleri bağlı olarak getirildiği Pamir dağlarında varlığı saklanan kadim ezoterik bir merkeze girdiğini, Gobi çöllerinde kayıp bir uygarlığın kalıntılarını bulmaya çalışan başarısız bir keşif ekibine katıldığını anlatmıştır. Ayrıca, bu gezileri sırasında bazı kadim ezoterik okullara girdiğini iddia etmiştir. Anlattığına göre bu arayışta yalnız değildi ve kendilerine "Hakikati Arayanlar" diyen bir grubun bir üyesiydi. Bu grubun amacı çeşitli kadim öğretilerden bilgi kırıntıları toplamaktı.

En ünlü öğrencisi matematikçi Peter D. Ouspensky 1915 yılında Gurdjieff'le tanıştığında, RusyaBirinci Dünya Savaşına girmek üzereydi. Dokuz yıllık beraberlikleri olaylı geçti. İstanbul'a birlikte göçmüşlerdi. Bir süre sonra Batıya iltica ederek 1922 yılında Fransa'da okulunu kurduğunda da Ouspensky onunla birlikteydi. Bütün bu olayları Ouspensky "Mucizeler Peşinde Bir Arayış, Bilinmeyen bir Öğretinin Parçaları" kitabında aktarmıştır.

Gurdjieff etrafındaki insanlar üzerine güçlü bir etki bırakmıştır. Birçok Batılının Sufizmi anlamasına ve benimsemesine yol açmıştır. Gurdjieff'in Modern okültizmdeki yeri bir sır açıklayıcısı olarak yaşayacaktır.

Asıl öğretileri sözlüdür ve öğretmen öğrenci ilişkisine dayanır. Yazılı eserleri üç seri şeklinde yayınlanmıştır: Bunları bazı dizilere bölmüştü: İlk dizi "Beelzebub'un Torununa anlattığı Masallar", bin sayfaya aşkın fantastik bir felsefi romandır. İkinci dizi "Olağandışı İnsanlarla Görüşmeler" ise Gudjieff'in yaşam öyküsüdür. Üçüncü dizi ise "Hayat Ancak 'Ben Olduğumda' Gerçektir" (Life is Real Only Then, When “I Am”) adlı eserlerdir.

Gurdjieff'in öğretileri dünyanın çeşitli merkezlerinde özel olarak yetiştirdiği kişiler tarafından halen yürütülmektedir. Antik Enegram öğretisini modern dünyaya ilk duyuran G.I. Gurdjieff ve öğrencisi Rus felsefeci Peter D. Ouspensky’dir.

Bkz. Enegram (Enneagram)

Gerard Encausse (1865-1916)

Ezoterik yazındaki takma adı Papus’tur. 1865 yılında İspanya’da İspanyol bir anne ve Fransız bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Daha sonra ailesi Paris’e taşındı ve eğitimini orada tamamladı. Daha genç yaşlarda Kabbala, tarot, maji ve simya gibi gizli öğretilere ilgi duyan Papus, Eliphas Levi’nin eserlerini okudu. 1884’de Teozofi cemiyeti Fransa’da kurulur kurulmaz üye oldu. Ama cemiyetin doğu okültizmine fazla önem vermesi üzerine oradan ayrıldı. Bu arada Hermetik Işık Kardeşliği ve Altın Şafak Hermetik Cemiyetine de üye oldu.

1880’de Henri Delaage tarafından Martinist harekete dahil edilen Papus daha sonra hareketin öncülerinden biri haline geldi. Papus ve arkadaşları, 1884’de tam anlamıyla organize olamamış Martinist hareket içindeki dağınıklığı gidermek amacıyla Martinist Tarikatı adını verdikleri bir örgütlenmeye gittiler ve Papus ilk büyük üstat seçildi.

Ayrıca Bkz. Martinizm

Gerilim Stratejisi (Strategy of Tension)

Korku, propaganda, dezenformasyon, psikolojik savaş, provakosyon hatta terörist faaliyetler yoluyla kamuoyunu yönlendirme ve kontrol etme stratejisidir. Bombalama gibi terörist eylemler yapılıp sorumluluğun farklı gruplara yüklenmesi de bu stratejinin parçasıdır.

İlk olarak 1970’li ve 80’li yıllarda İtalya’da, yerel istihbarat örgütleri, NATO’nun gizli ordusu Gladio ve P2 Mason locası tarafından tertiplenen neo-faşist terör eylemlerini tasvir etmek için kullanılmıştır. Türkiye’de ve dünyanın başka ülkelerinde de benzer yöntemler uygulanmıştır.

Bkz. Gladio

Giordano Bruno (1548-1600)

Rönesans felsefesinin öncülü sayılan İtalyan filozofların en önemlilerinden biridir ve aynı zamanda şairdir. Aykırı fikirleri nedeniyle Engizisyon tarafından yakılarak idam edilmiştir. Avrupa’da özgür düşüncenin ilk önemli kurbanı sayılmaktadır.

Hafıza sanatı sayılan mnemotekniği oluşturması ile ünlüdür. Hermetik gelenek ve Hermes Trimegistus’a atfeilen yazmaları okumuştur. Mnemotekniğe ilişkin yazılarının aslında Hermetik nitelikli yazılar olduğu ileri sürülmektedir.

Gizli Üstadlar

Çeşitli gizemli geleneklerde sözü edilen ve dünyayı perde arkasından yöneten ya da onlara rehberlik eden mitik varlıklar. Kimi zaman doğaüstü güçlere sahip oldukları ve yeraltında yaşadıkları, kimi zaman dünya dışı gezegenlerden geldikleri, kimi zaman da aydınlığa erişmiş insanlar olarak tasvir edilirler. Pek çok gizemli gelenek üyesi, bu üstün kişileri aramak amacıyla dünya gezilerine çıkmışlardır.

Bkz. Antik Ezoterik Doktrin

Gladio

"Gladio,” Latince’de kısa ve çift taraflı kılıç anlamına gelmektedir. NATO’nun II. Dünya Savaşından sonra İtalya’daki perde arkası operasyonlar için oluşturduğu gizli yapılanmadır. Benzer yapılanmalar başka ülkelerde de çeşitli isimler altında kurulmuştur. Fakat ilk olarak İtalya’da ortaya çıkarıldığı için NATO gizli ordusunu tanımlayan jenerik bir isim haline gelmiştir. Gladio’nun oluşturulma amacı Varşova Paktı’nın Avrupa’da güneye ve batıya karşı ilerlemesini engellemektir. Sadece NATO ülkelerinde değil tarafsız ülkelerde bile faaliyet göstermiştir.

Sivil denetim dışındaki Gladio, kendi komünist karşıtı gündemini takip etmeye başlamış ve bu bağlamda terör eylemleri düzenlemiş veya taşeron örgütlere düzenletmiştir. Eylemlerin amacı kamuoyunda komünist hareketlere karşı korku ve infial yaratmak ve Komünist partilerin güçlenmesini önlemektir. İtalya’da Gladio’nun maşa örgütlerinden biri de P2 Mason Locası idi. Bu Loca kapsamında İtalyan kamuoyunu yönlendirebilecek etkin isimler yer alıyordu.

Gladio’nun faaliyetleri “gerilim stratejisi” kapsamında yürütülüyordu. İtalya’da bu stratejinin uygulanmaya başlaması 1969 Piazza Montana bombalama eylemiyle olmuştur. Ulusal Ziraat Bankasının bombalandığı bu eylemde 16 kişi ölmüş 90 kişi yaralanmıştır. Gladio tarafından düzenlenen son eylem ise Bolonya Garı bombalama olayıdır. Bu olayda 85 kişi ölmüş 200 kişi yaralanmıştır. İtalya'da 1969-80 arasında 4.298 terör olayı meydana gelmiştir. Yapılan soruşturmalar sonucu, bunların önemli bir bölümünden Gladio sorumlu gösterilmiştir. Bazı eylemleri bizzat yapmakla, bazısında patlayıcı ve silah sağlamakla, bazısında da tahrik ve yönlendirme yapmakla suçlanmıştır.

Gladio'nun varlığını keşfeden yargıç Felice Cason oldu. Cason, Gladio'nun izine 1990 yılında aşırı sağ terör örgütlerin eylemleriyle ilgili olarak Roma'da yürüttüğü bir soruşturma esnasında, başbakan Giulio Andreotti’nin özel izniyle girdiği askerî istihbarat servisinin arşivinde rastladı. Bulduğu belgelerde bu birimin terör olaylarıyla yakın ilişkisi olduğu sonucuna vardı.

Cason'un bu dönemde uygulanan gerilim stratejisi konusunda ulaştığı en çarpıcı örneklerden birisi, 1972 yılında Peteano köyünde, anti-terör ve istihbarat polisi olan Carabinieri teşkilatına mensup üç görevlinin araçlarına konan bombayla havaya uçurulmasıydı. Yıllarca, bu olayın sorumlusunun sol terör örgütü Kızıl Tugaylar olduğu sanıldı. Yargıç Cason ise, yapmış olduğu soruşturma ve ulaştığı belgeler ışığında bu olayın gerçek sorumlusunun aşırı sağcı bir terörist olan Vincenzo Vinciguerra olduğu sonucuna vardı.

Vinciguerra, 1984'teki duruşmalarda tanıklık yaptı. İtalya'da sivil ve askerlerden oluşan, silahlı kuvvetlere paralel, Sovyetler Birliği karşıtı gizli bir gücün var olduğunu açıkça deşifre etti. Başbakan Andreotti bu örgütün 1972 yılında tespit edilip ortadan kaldırıldığını söylese de sonradan örgütün devam ettiği ortaya çıktı. Andreotti 24 Ekim 1990’da örgütün varlığını açıkça kabullenmek durumunda kaldı.

İtalyan parlamentosunda oluşturulan bir soruşturma komisyonu Senatör Giovanni Pellegrini'nin başkanlığında Gladio'yu soruşturmaya başladı ve 1995 yılında 370 sayfalık bir raporu kamuoyuna açıkladı. Raporda, Soğuk Savaş döneminde CIA'in, İtalya'da maksimum düzeyde bir serbestlik ve takdir yetkisi içerisinde çalıştığı söyleniyordu. 2000 yılında sol bir grup olan Gruppo Democratici di Sinistra tarafından Gladio'yla ilgili ikinci bir parlamento soruşturması gerçekleştirildi. Raporda açıkça Gladio’nun ABD tarafından desteklendiği sonucuna ulaşıldı.

Örgütün İtalya'daki adı Gladio iken Yunanistan'da B-8 ya da SheepSkin (Koyun Postu), Belçika'da SDRA-8, Hollanda'da NATO Command, Batı Almanya'da Gehlen Harekatı, Stay Behind ya da Sword, Avusturya'da Schwert, Fransa'da Rüzgar Gülü, İspanya'da Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL), İngiltere'de ise Secret British Network olarak bilinmektedir. Bu yapılanma, Türkiye'de Kontr-Gerilla olarak bilinmektedir.

Türkiye’deki Kontr-Gerilla’nın 1980 öncesi Komünizm tehlikesine karşı bir darbeye zemin hazırlamak için birçok olayı tertiplediği söylenmektedir. 1971’deki askeri muhtırada da Kontr-Gerilla parmağı olduğu iddia edilmiştir. Bülent Ecevit Kontr-Gerilla’nın varlığından 1974’ten beri haberdar olduğunu ve 38 kişinin öldüğü 1977 Taksim olaylarının bu örgüt tarafından organize edildiğinden şüphelendiğini açıklamıştır.

Ayrıca Bkz. Gerilim Stratejisi, P2 Mason Locası

Gnostisizm

Gnostisizm, Yunanca’da “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamına gelen “gnosis”ten türetilmiştir. Daha çok Hristiyanlığın ilk dönemindeki mistik bir akım için kullanılmakla birlikte, aynı kapsamda değerlendirilebilen Hristiyanlık dışı unsurlar da vardır. Bazı gnostik metinlerde Hristiyanlıktan hiç bahsedilmemektir. Gnostisizmin Hristiyanlığın ilk yüzyıllarında ortaya çıkmakla birlikte, başta İran olmak üzere antik Asya gelenek ve inançlarını birleştiren (synretistic) bir yapıda olduğu söylenebilir. Buna göre gnostisizm, eski Mısır ve eski Yunan ezoterizmini (Platon, Pisagor), İbrani geleneğini, Zerdüştçülüğü ve Hıristiyanlığı sentezleyen mistik felsefeye verilen genel addır.

Antik Yunan’da gnosis, üç bilgi türünden biridir. Diğer iki bilgi türü ise, öğrenimle kazanılabilen bilgi “mathesis” ve ancak ıstırap çekerek öğrenilebilen bilgi “pathesis”tir. Sezgi yoluyla kazanılabilen bilgiye (gnosis), ne ıstırap yoluyla ne öğrenim yoluyla ulaşılabilir. Bu yüzden kimileri gnostisizmi, sezgi yoluyla alınan bilgiyle kurtuluş öğretisi olarak tanımlar.

Gnostisizm’in menşei, antik çağın en büyük kütüphanesine sahip olan İskenderiye kentidir. Buradaki okullarda İ.S.1 ve 2.yy.’larda okutulan gnostisizmi, Kilise sapkın bir yol olarak görmüş ve göstermiştir. Gnostisizm, Hıristiyan dogmatizmine karşı koymuştur. Örneğin Hz. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca onun çarmıha çakılmadığını ileri sürmüşlerdir. Gnostiklere ait yazmaların kilise tarafından yönlendirilen yıkımlarla yok edilmesinden dolayı onlar hakkında 20.yy.’a dek pek fazla bilgi edinilememiştir. Fakat 1902 ile 1948 yılları arasında gnostiklere ait çok sayıda el yazması keşfedilmiştir.

Bu yazıtlar arasında özellikle Kumran’da bulunan “Ölü Deniz Yazıtları” ve Mısır’daki Nag Hammadi’de bulunan “Gnostik İnciller” önemlidir. Bazı araştırmacılar Tapınak Şövalyeleri'nin de kimi gnostik elyazmalarını Kudüs’te bulduklarını ve bunları kendileri için sakladıklarını ileri sürmüşlerdir. Bunlar sayesinde gnostisizmin ilkeleri daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır.

Gnostisizm’in öncüleri arasında 1. ve 2. yy.’larda yaşamış Valentin, Simon, Basilide, Carpocrade, Saturnin ve Marcion sayılabilir. Valentin’ci gnostikler, gnosis’i iki biçimde tanımlarlar. İlki, gnosis’in insanın kendini tanıması olduğunu, ancak aynı zamanda da “insanın içindeki ruhun arınması ve kurtuluşu” anlamına geldiğini söylerler. Ortodoks Hıristiyanlar ise, bu biçimde tanımlanan gnosis’in Tanrı’ya iman etme yolunda sapkın bir inanç olduğunu ve kurtuluşu yalnızca kendini bilmenin sağlayamayacağını ileri sürerler. Gnostiklerin eski İran dinlerindeki dualizmi sürdürdüğü söylense de, Valentinci gnostisizm tevhide dayalı bir inançtır.

Çeşitli gnostik tarikatlar, gnosis’in içeriğini farklı biçimlerde belirlerler, ancak tümü insanın doğrudan kendini keşfetmesinin tanrısal olduğunu, zira gnosis’in “kendini bilmek, Tanrı’yı bilmektir” tanımına odaklandığını ileri sürerler. Gnostik kitaplardan biri olan Philip İncili’nde, gnosis’e ulaşan kişinin “artık bir Hıristiyan değil, bir İsa olduğu” yazılıdır. Elbette bu görüş de, İsa’nın tek ve benzersiz olduğuna inanan ortodoks Hıristiyan öğretisine karşıttır.
Gnostik inancın ayırıcı vasıfları olarak şunları sayabiliriz:

  • Hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak sezgisel yolla ve kişisel tecrübe ile edinilebilir.
  • Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir.
  • Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır. Dünya bozulmuş ve eksiklikle malul bir yerdir.
  • Maddeyi yaratan Mutlak Tanrı değil onun daha alt seviyede tecellisi olan Demiurge’dir (Yaldabaoth). Gnostikler, hiçbir şekilde bilinemez ve tanımlanamaz Mutlak Tanrı ile maddeyi Yaratan Tanrı arasında ayrım yaparlar. Dualist gnostik akımlara göre Demiurge şeytani olanı temsil etmektedir.
  • Maddede ilahi olandan bir ışık vardır ama bunu ancak bunu kendini maddenin esaretinden kurtarmış az bir insan fark edebilir.
Gnostik gelenekte “Sophia,” Tanrı’nın en son ve en alt seviye tecellisini, Tanrısal hikmeti temsil etmektedir. İnsan ruhuyla eşdeğer ama dişil bir figür olan Sophia, itibarını kaybederek dünyaya düşmüştür. Eril bir karaktere sahip olan Logos (Mesih, Kelime), Sophia’nın tekrar yükseltilmesi için yeryüzüne gönderilmiştir. Sophia Tanrısal güçlerinin bütünlüğünü ifade eden Pleroma’da bir sarsıntıya yol açarak maddi dünyanın yaratılışının yolunu açmıştır.

Gnostikler arasında yaygın bir inanışa göre insanlar ilikler, psişikler ve pnömatikler olarak üçe ayrılırlar. İlikler, varoluşun maddi yönüne bağlı olup ruha ve ruhani kavramlara inanmazlar. Psişikler, varoluşta aşkın olanın belirleyiciliğine inanırlar ancak inançlarının ilahi işaretler ve mucizelerle desteklenmesi gerekir. Pnömatikler ise Tanrı’nın özünü anlayabilecek bilgiye erebilirler.

19. yüzyılda William Blake, Schopenhauer, Albert Pike ve Madame Blavatsky gibi bazı düşünür ve gizemciler gnostikleri incelemiş ve onlardan etkilenmişlerdir. Jules Donie 1890’da bugün küçük bir topluluk olarak da olsa varlığını sürdüren gnostik bir kilise kurmuştur. 20. yüzyılda Carl Jung, Aleister Crowley, Hermann Hesse (Demian adlı romanı), Rene Guenon, Le Gnose gibi isimler de gnostisizmden etkilenmişlerdir. Aleister Crowley’in izini takip eden bazı Telemik cemiyetler kendilerini gnostik olarak tanımlamaktadır.

Gülhaç Tarikatı

Gül ve Haç, Rosenkreuz, Rosicrucia, veya Rosecroix olarak da ifade edilebilmektedir. Gülhaç tarikatı, varlığı 17. yüzyılda günışığına çıkan ezoterik bir cemiyettir. Hermetik bir karaktere sahip olan Gülhaç tarikatı, eski ve yeni takipçileri tarafından insanlığın ruhi gelişimi için yol gösteren gizli üstatların okulu olarak görülmüştür. Sıradan insanlarla karşılaştırıldığında bu üstatlar yarı-tanrısal özelliklere sahiptir.

Bugün, Gülhaç araştırmaları amacıyla oluşturulmuş birçok topluluk bulunmaktadır. Pek çok araştırmacıya göre modern Gülhaççıların 17. yüzyılda Gül Haç Kardeşliği ile organik bir bağlantısı bulunmamaktadır. Hatta bazıları 17. yüzyıldaki Gülhaç kardeşliği olgusunu edebi bir oyun veya aldatmaca olarak görmektedir.

Her şeye rağmen Gülhaç, Avrupa gizemci geleneğinde önemli bir yer tutmaktadır. Kendinden sonra pek çok akıma kaynaklık etmiştir. Sembolü de adı gibi gül ve haç olan Gülhaçlıların birbirini selamlamaları “Haçında güller açsın” şeklindedir.

Ayrıca, Gülhaççıların, Hz. İsa’nın hayatı hakkında kurumsal Hristiyanlığın reddettiği ve kadınları da ön plana çıkaran bir hikaye anlattıklarına inanılır.

17. yüzyılda Gülhaç Tarikatının ortaya çıkması bazı manifestolar sayesinde olmuştur. İsimsiz olarak basılan Gülhaç manifestoları şunlardı: Fama Fratertinatis (1614), Confessio Fratertinatis (1615), Hristiyan Gülhaçların Kimyasal Kardeşliği (1616).

Bu manifestolarda C.R.C. (üçüncü manifestoda Hristiyan Gül Haç olduğu belirtilecekti) adı verilen Alman bir hacının Ortadoğu’da çeşitli okült üstadlardan eğitim aldıktan sonra Gülhaç tarikatını kurması anlatılmaktadır. Amacı insanlığın evrensel reformasyonudur. C.R.C.’nin yaşadığı dönemde tarikatın üye sayısı ancak 8’e ulaşabilmiştir. 15. yüzyılda öldüğünde tarikat da, 17. yüzyılda yeniden ortaya çıkıncaya dek ortadan kaybolmuştur.

Hepsi zamanın hermetik ve simyasal metinlerindeki sembolizmle yazılmış bu manifestolarda Gülhaç’ın (C.R.C.) doğum ve ölüm tarihleri verilmemektedir. Fakat ikinci manifestoda “Hristiyan babamız”ın doğum günü olarak 1378 yılı verilmektedir. 106 yıl yaşadığı da söylenen bu kişinin 1484’te öldüğü hesaplanabilir. Bu durumda tarikatın kuruluşu da kabaca 1407’de gerçekleşmiş kabul edilmektedir. Çoğu okültist bu rakamları olduğu gibi değil sembolik olarak almaktadır.

Gülhaç ve Mason nitelikli “Altın ve Gül Haç Cemiyeti” tarafından ortaya atılan bir 18. yüzyıl teorisine göre, Gülhaç tarikatı M.S. 46 yılında İskenderiye’li gonstik Ormus tarafından kurulmuştur. Ormus ve 6 müridi, Hz. İsa’nın havarilerinden Markos tarafından Hristiyan yapılmıştır. Mısır ezoterizmi ile Hristiyan teolojisinin bu bileşiminden Gülhaç hareketi doğmuştur. Bu teoriye 14. yüzyıldaki Gülhaç, tarikatın kurucusu değil üstadlarından biridir.

Emile Dantinne (1884-1969), bir İslam bağlantısından sözetmektedir. Hac yolculuğuna 16 yaşında başlayan Gülhaç Arabistan, Mısır ve Fas’a gitmiş ve buradaki üstadlardan evrensel bilgiyi edinmiştir.

Dantinne özellikle 900’lü yıllarda Basra’da kurulan İhvan-ı Safa kardeşliğine büyük önem atfetmekte, ve Gülhaç’ın, sırlarının büyük çoğunluğunu Neo-Eflatuncu bu gruptan aldığını iddia etmektedir. Bir başka teoriye göre, Gülhaç, bütün üyeleri pagan-Hristiyan bileşimi inançları nedeniyle Alman prens Conrad tarafından öldürülen Germelschausen adlı Alman bir asilzade ailenin kurtulan tek üyesidir.

Günümüzde manifestolarda serdedilen görüşlerin karmaşıklığı ve öznelliği nedeniyle, Gülhaç tarikatı hakkında pek çok bakış açısı bulunmaktadır. Kimi olduğu gibi kabul ederken, kimi derin anlamları olan hikayeler, kimi de edebi bir şaka olarak görmektedir. Gülhaç’ın tarihi figür Francis Bacon’un takma adı olduğunu düşünenler de vardır.

Manifestolar 17. yüzyılın ilk yarısında yayınlandığında Avrupa genelinde bir heyecana neden olmuşlardı. Çünkü bu metinler Avrupa’da faal bir gizli örgütün varlığını faş ediyor ve örgütün üstadlarının Avrupa genelinde sanatta, bilimde, dinde ve siyasette bir dönüşüm hazırladıklarını söylüyordu. Bu manifestoların ardından pek çok lehte veya aleyhte şerhler yayınlanmıştır. 1614-1620 arasındaki 6 yıllık dönemde konuyla ilgili 400’e yakın yayın yapılmıştı. 1622 yılında Paris duvarlarında birkaç gün arayla görülen iki afiş heyacanı doruğa çıkarmıştır. İlkinde “Biz Gül-Haç Yüksek Konseyinin Üyeleri görünür ve görünmez bir şekilde bu şehirdeyiz” yazıyordu. İkincisi ise “Müridin gerçek arzularına eşlik eden düşünceler bizi ona, onu bize getirecektir”cümlesiyle bitiyordu.

Johanna Valentin Andreae (1586-1654), otobiyografisinde, üçüncü manifestoyu kendisinin yazdığını iddia etmiştir. Daha sonra bunu eğlence amacıyla yazdığını da eklemiştir. Fakat üçüncü manifesto da takipçileri tarafından halen geçerli sayılmaktadır.

Gülhaç metinlerinin yazarları genelde Lutherci yaklaşımı destekliyor görünmekle birlikte, ikisi arasındaki ilişkinin niteliği belli değildir. Martin Luther’in sembolünün açmış bir gül üzerindeki haç olması dikkat çekicidir. Gülhaç manifestoları da Katolikliğin bazı uygulamalarına karşı çıkmışlardır.

Jean Pierre Bayard’a göre, 18. yüzyıl sonlarında Gülhaç’dan esinlenen iki Mason riti ortaya çıktı. Bunlardan ilki Orta Avrupa’da yayılan ve bünyesinde Hristiyan grup “Altın ve Gül Haç” üyelerinin oldukça yoğun olduğu Düzeltilmiş İskoç Riti, diğeri de Fransa’da kurulmuş ve 18. derecesi “Gül Haç Şovalyesi” olan Antik ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’dir. Bunlar dışında Gülhaç tarikatı etkisiyle Hermetik ve simyasal niteliklere sahip başka ritler de ortaya çıkmıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başlarında birçok grup kendini Gülhaç olarak vasıflandırdı. Hemen hepsi Gülhaç geleneğinin hakiki temsilcileri olduğunu öne sürdü. Kendilerini Gülhaç geleneğiyle ile ilişkilendiren gruplar iki sınıfa ayrılabilir. Birincisi ezoterik hristiyan tarikatlar, ikincisi ise Mason benzeri gruplardır. İki akım arasında organik bir bağlantı yoktur.

Ezoterik Hristiyan akım, Gülhaç tarikatında rönesansı temsil etmektedir ve tüm dünyayı dindeki yeni evreye hazırlama misyonuna sahiptir. Dünyanın sonunda Kova Çağına gireceği önümüzdeki altı yüzyıl boyunca devam edecek bu süreçte amaç insanları iç dünyalar ve enerjiler konusunda bilinçlendirmektir.

Masonluk benzeri gruplar ise kendilerini 15.-17. yüzyıllar arasında yaratılmış olan simyasal ve hermetik bilginin mirasçıları olarak görmektedirler, ve silsilelerini İngiltere, Fransa ve Mısır’daki ilk Gülhaç localarına dayandırmaktadırlar. İnisiyatik ve hiyerarşik bir yapıya sahiptirler. Bu tür gruplara aşağıdakiler örnek gösterilebilir:

  • Gül Haç Kardeşliği, (Fraternitas Rosae Crucis) 1861
  • İngiliz Gülhaç Topluluğu, (Societas Rosicruciana in Anglia) 1866
  • Altın Şafak Hermetik Tarikatı (Hermetic Order of the Golden Dawn) 1888
  • Gül Haç Tapınağı Tarikatı (Order of the Temple of the Rosy Cross) 1912
  • Antik Mistik Gül Haç Tarikatı (Ancient Mystical Order Rosae Crucis) 1915
  • Gül Haç Tarikatı (Rose Cross Order / Orden Rosacruz) 1988
  • Gül Haç Kardeşliği (Confraternity of the Rose Cross,) 1996
  • Sodalitas Rosae Crucis (S.R.C.) et Solis Alati (S.S.A.), 2002/3
Ayrıca Bkz. Altın Şafak Hermetik Cemiyeti

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews