P etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
P etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

P2 Mason Locası (Propaganda Due)

P2 Mason Locası veya kısaca P2, İtalya’da 1877-1981 yılları arasında faaliyet göstermiş bir Mason locası idi. Kara Loca veya Karanlık Loca olarak da anılmaktadır. Loca İtalya’yı karıştıran pek çok suça karışmıştır. Bunlar arasında ünlü Tangentopoli rüşvet skandalı, Vatikan’a ait Banco Ambrosiano’nun batması ile gazeteci Mino Pecorelli, Başbakan Aldo Moro ve banker Roberto Calvi’nin öldürülmesi gibi ciddi suçlar vardır.

P2 Locası 1877 yılında, İtalya’da geçici olarak bulunan masonlara hizmet vermek için, Büyük İtalyan Locası’na bağlı bir loca olarak kurulmuştur. 1960’ların ortalarına gelindiğinde sadece 14 sabit üyesi bulunmaktaydı. Fakat Licio Gelli locayı ele geçirince kısa sürede üye sayısını 1000’e kadar çıkarmıştır. İtalyan devlet görevlilerinin gizli cemiyetlere üye olmaları yasak olmasına rağmen illegal olarak pekçok politikacı ve bürokrat Loca’ya üye olmuştur.

Üyeleri arasında İtalya’nın önemli gazetecileri, politikacılar, işadamı ve sanayicileri, istihbaratçılar ve askeri liderler bulunmuştur. Gelecekteki başbakanlardan Silvio Berlusconi ve İtalyan tahtının varisi olduğunu iddia eden Victor Emmanuel de P2’ye üye olmuş isimler arasındadır.

Banco Ambrosiano’nun 1981 yılında batmasından sonra bankanın yöneticisi Roberto Calvi’nin öldürülmesi ile birlikte P2 üzerindeki sis bulutu kalkmaya başlamıştır. Soruşturma’da Calvi’nin Licio Gelli ile ilişkisi keşfedilmiş ve Mart 1981’de onun ev ve fabrikasına baskınlar yapılmıştır. Bu baskınlarda 962 kişilik bir P2 üye listesi ele geçirilmiştir. Polisin Gelli’nin villasına yaptığı baskında ele geçirdiği “Demokratik Yeniden Doğuş Planı” başlıklı bir dokümanda medyanın konsolide edilmesi, ticari organizasyonların bastırılması ve İtalyan anayasasının yeniden yazılması gibi hedefler sıralanmıştır.

Skandalın ortaya çıkmasıyla başbakan Arnaldo Forlani istifa etmek zorunda kalmış ve hükümet düşmüştür. Cumhuriyetçi partiden Giovanni Spadolini merkez sol bir hükümet kurmuştur. Spadolini İtalyan siyasetinde Hristiyan Demokrat olmayan ilk başbakandır. Bu dönemde bütün gizli servis başkanları da istifa etmek zorunda kalmıştır. Oluşturulan meclis soruşturma komisyonu P2 Locasını gizli bir suç örgütü ilan etmiştir. Büyük İtalyan Locası’nın da mesafe koymasıyla P2 ortadan kalkmıştır. Gelli’nin CIA bağlantıları konuşulmuş ama ortaya çıkarılamamıştır.

P2, NATO’nun perde arkası örgütlerine verilen genel ad olan Gladio’nun gerilim strajesi içinde rol almıştır. 1965 – 1981 yılları arasında İtalyan adalet sistemi, Parlamentosu, ordusu ve basınına sızarak İtalyan politik sürecini yönlendirmeye çalışmıştır. P2 zaman zaman “devlet içinde devlet” ve “gölge hükümet” olarak adlandırılmıştır. Öte yandan P2 sadece İtalya’da değil Uruguay, Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerde de faal olmuştur.

Ayrıca Bkz. Gladio, Gerilim Stratejisi

Panenteizm

Bu görüşe göre, Tanrı evrene hem içkin hem de aşkındır. Tanrı evrenin yaratıcısı ve arkasındaki güçtür ve aynı zamanda evrensel ahlakın kaynağıdır. Yunan felsefesindeki tüm kozmosu kaplayan “Logos” ile yakından ilişkilidir. Logos sayesinde şeyler oldukları şekilde varolabilmişlerdir.

Bunun bir başka şekli panendeizme göre ise evren Tanrı’nın bir parçasıdır ama tamamı değildir.

Panteizm

Evrendeki herşeyi mutlak anlamda Tanrı olarak gören görüş. Türkçe’ye tümtanrıcılık olarak çevrilebilir. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Panteizme göre Tanrı evrenden ayrı değildir. Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasındadır. Terim olarak ilk defa 1705’de John Toland tarafından kullanılmış olsa da, felsefi bir görüş olarak Yunan felsefesine kadar uzanmaktadır.

Panteizmin çeşitli versiyonları vardır. Spinoza gibi felsefeciler materyalist bir panteizmi savunmuşlardır ve evreni ve Tanrı’yı maddeden ibaret görmüşlerdir. Bunun dışında, sufiler, hindular gibi mistikler zaman zaman panteizme yakın görüşler öne sürmüşlerdir.

Tanrı’nın hem evrene içkin olduğunu hem de onun yaratıcısı olduğunu öne süren, ama artık Evrenden ayrı olarak varolmadığını iddia eden bir başka versiyonuna ise pandeizm denmiştir.

Paulusçular

Muhtemelen Suriye ve Mezopotamya arasındaki bölgede doğmuş, VII. Yüzyılda Ermenistan’a da yayılmışolan ve Paulus adında birinin kurduğu heretik (sapkın) mezheptir. Kendilerinin gerçek Hristiyan olduklarına inanan Paulusçular Eski Ahit’i (Tevrat) kabul etmiyorlar yalnızca Yeni Ahit’i (İncil) tanıyorlardı. Ayrıca onlara göre dünyayı yaratmış olan iyi bir Tanrı bir de yönetecek olan kötü bir Tanrı vardı. Bizans İmparatoru I. Basilius tarafından dağıtılmışlardır.

Peter Demianovich Ouspensky (1878-1947)

Rus felsefeci ve mistik. George I. Gurdjieff’in öğrencisi. Geometri ve pskilojiyi birleştiren ve varlığın üst boyutlarını irdeleyen felsefesiyle ünlenmiştir. 1909 yılında Dördüncü Boyut (The Fourth Dimension), 1912’de Tertium Organum’u yayınlamıştır. 1931’de yayınladığı “Yeni Bir Evren Modeli” (A New Model of Universe) isimli kitabında ezoterik düşünceyi açımlamış ve kadim öğretilerin korunmakla kalmayıp inisiyeler vasıtasıyla aktarıldığını da iddia etmiştir.

Gurdjieff’le bir dönem öğrenci-öğretmen ilişkisi yaşamış olsa da bir süre sonra onu anlayamadığını düşünerek yolunu ayırmıştır. Fakat 1947’de eski hocası üzerine yayınladığı kitabı ile onun daha da ünlenmesine katkıda bulunmuştur. (Mucizevi Olanın Peşinde: Bilinmeyen Bir Öğretiden Kesitler)

Bkz. George Ivanoviç Gurdjieff

Philadelphia Deneyi

Filedelfiya Deneyi, Amerikan donanmasının 28 Ekim 1943 tarihinde Filedelfiya’daki bir üste yaptığı öne sürülen deneydir. Buna göre DE 173 sınıfı 1240 tonluk bir koruma destroyeri olan USS Elridge, aslında radarda kaybolması için yapılan bir deneyde ortadan tamamen kaybolarak birkaç dakika içerisinde 600 km ötede bir başka üste görülmüş ve tekrar geri dönmüştü.

Deneyin varlığı konusunda somut bir delil bulunmamakta ve ABD Donanması tarafından yalanlanmaktadır. Öte yandan, sözkonusu geminin 27 Ağustos 1943’de hizmete sokulduğu ve deneyin yapıldığı söylenen tarihlerde Filedelfiya’ya uğramadığı kaydedilmektedir.

Deneyden ilk söz eden kişi Morri K. Jessup’tur. Amatör bir astronom olan Jessup’un deneyle ilgisi 1955 yılında aldığı bir mektupla başlamaktadır. Mektup, Carlos Miguel Allende adında birinden geliyordu. Deneye gözlemci olarak katıldığı söylenen SS Andrew Furuseth adlı şilepte görev yaptığını iddia eden Allende, deneyi detaylı olarak anlatıyordu.

Deneyin temelinde Einstein’in Birleşik Alan Teorisi bulunmaktaydı. Teori, elektromanyetizma ve nesneler arası çekim esası üzerine kurulmuştur. Einstein, teorisini hiçbir zaman sonlandıramamıştır. Nikola Tesla, ölümünden kısa bir süre önce tutarlı bir Birleşik Alan Teorisi geliştirdiğini söylese de, hiçbir zaman yayınlamamıştır. Fakat komplo teorisine göre, uzay-zamanı elektromanyetizma ile değiştirebileceğini söyleyen Tesla’nın çalışmaları ölümünden hemen sonra FBI tarafından ele geçirilmiş ve Filedelfiya deneyinde kullanılmıştır.

Birleşik Alanlar Teorisinin deneye uygulanışı "çok güçlü bir elektromanyetik alan oluşturup gemi üzerine gelen ışığı (ve de radar sinyallerini) kırarak ya da bükerek optik görünmezlik sağlamak" şeklinde düşünülmüştü. Amaç görünmezlikti, fakat iddiaya göre donanma bu deneyde tesadüfen maddenin ışınlanmasını gerçekleştirmişti. Buna göre, USS Eldridge, 28 Ekim sabahı Filedelfiya limanından 600 Km. ötedeki Norfolk askeri deniz üssüne gidip tekrar gelmiş ve bu olay birkaç dakika içerisinde olmuştu.

20 Nisan 1959'da Morris Jessup, Miami'de Hammock Parkı'nda, kendi aracı içerisinde ölü bulundu. Polis raporlarına göre egzos gazıyla intihar etmişti. Carlos Allende ise bir daha ortaya çıkmadı ve olay bu şekilde kapandı.

Bu deneyle ilgili en çarpıcı yayın ise 1979 yılında çıkarılan ve yine Charles Berlitzin William L Moore ile ortaklaşa yaptığı çalışma “Philedelphia Deneyi: Görünmezlik Projesi”dir (The Philadelphia Experiment: Project Invisibility). Günümüzde bu deneyle ilgile olarak iddia edilenlerin tamamına yakını bu kitapda yazılanlardan ibarettir.

Deney 1984 ve 1993 yıllarında iki defa “Philadelphia Experiment” adıyla beyaz perdeye uyarlanmıştır. İlk filmin gösteriminden sonra deneye şahit olduğunu iddia eden Alfred Bielek adında biri ortaya çıkmıştır. Bielek, 13 Ocak 1990'da Dallas'da yaptığı bir konuşma ile gündeme gelmiş, ancak 2003 yılında Bielek'in bu konuyla bağlantısı olmadığı ortaya çıkmıştır.

Konuyla ilgili akla yatkın başka teoriler de mevcuttur. Araştırmacı Jacques Vallee, USS Eldridge yanında demirli bulunan USS Engstrom gemisinde amacı gemileri manyetik algılayıcılı mayınlara karşı görünmez yapmak olan ve yine elektromıknatıslarla yapılan bir deneyi tanımlamıştır. Gemi elektromıknatıslarla degauss edilerek manyetik görünmezliğe ulaştırılmaya çalışılmıştır. Bu tür deneyle de ilgili somut delil bulunmamaktadır.

Ayrıca Bkz. Nikola Tesla

PROMIS

Veritabanı çözümleri üzerine çalışan Amerikan şirketi Inslaw tarafından geliştirilmiş bir program olam Promis’in uzun adı Prosecutor's Management Information System (Savcılık Bilgi Yönetimi Sistemi)’dir. Promisin ilk versiyonları 1970’lerde ABD Adalet Bakanlığı için geliştirilmiştir. Şirketin bakanlığa sattığı lisanslar, sadece kullanımı içermekte ama yazılımın geliştirilmesini ve dağıtımını içermemekteydi.

Mart 1982’de Inslaw, Promis programını ABD’nin en büyük 22 Savcılık Bürosuna kurmak için yeni bir kontrat imzaladı. Nisan 1983’de Bakanlık sözleşmeyi değiştirerek yeni bir versiyonun teslim edilmesini, ve eskisiyle değiştirilmesine karar verilmesi halinde eskisi için orjinal kontratta belirtilen lisans ücretlerin ödeneceğini bildirdi. Şirket bunun üzerine Mayıs 1983’de yeni versiyonu da Bakanlığa teslim etti. Bu noktadan sonra sorunlar çıkmaya başladı.

Önce şirketin hizmetlerine kusur bulunmaya başlandı ve kurulum ve teknik destek ödemeleri kesintiye uğramaya başladı. Ayrıca, yeni versiyonun kullanılmasına karar verilmesine rağmen lisans ücretleri ödenmedi. Gerekçe olarak şirketin yeni versiyonu hükümet fonlarıyla değil kendi özel sermayesi ile ürettiğini kanıtlayamaması gösterildi. Şubat 1985’te hükümet 1,8 milyon dolarlık teknik destek bedelini ve milyonlarca dolarlık lisans bedelini ödemeyi dondurdu. Şirket iflas davası açtı.

80’lerin sonlarında iki ayrı federal mahkeme şirketi Nisan 1983 tarihli sözleşme değişikliğinin hukuksuz olduğu konusunda haklı buldu. Buna göre, hükümet, programı almış, değiştirmiş ve el koymuş ve Inslaw firmasını haksız ve hukuksuz bir şekilde devreden çıkarmaya çalışmıştı.

1992’de hükümet, önceki iki kararı temyizde usül yönünden bozmayı başardı. Daha sonra Adalet Komitesi konuyla ilgili bir soruşturma raporu hazırladı ve hükümetin programı çaldığını teyit etti. Ayrıca, Reagan yönetiminden yetkililerin programı kişisel çıkarları veya istihbarat amaçları için içeride ve dışarıda sattıkları veya dağıttıkları da ifade ediliyordu. Rapor, Inslaw firmasının hemen tazmin edilmesini öngörüyordu. Hükümet, bunu dikkate almadı.

Mayıs 1995’de Senato, Federal Haklar Mahkemesine ABD yönetiminin Inslaw’a borçlu olup olmadığı konusunda karar verme emri verdi. Ağutos 1998’de mahkemenin başyargıcı Senato’ya gönderdiği tavsiye raporunda Inslaw’ın programın telif hakkına sahip olduğunu ve hükümete hiçbir zaman programda değişiklik hakkı vermediğini belirtti. Eğer bu tür değişiklikler yapıldıysa telif hakkının ihlal edilmiş sayılacağı belirtiliyordu. ABD hükümeti ise Promis’in orjinal versiyonu üzerinde herhangi bir değişiklik yapıldığını sürekli reddetti ve şirkete borçlu olmadığı iddiasını sürdürdü.

Bugüne kadar çeşitli ülkeler ve kurumlarca, onlarca istihbarat amaçlı bilgisayar yazılımı kullanılmıştır. Ancak bu yazılımlardan hiç birisi “Promis” kadar, istihbarat örgütleri içinde etki yaratmamıştır. Promis örnekleme taraması için çok uygun bir yazılımdır. Hedefin belli olmadığı veya bulunamadığı durumlarda, örneklem bir kitle, programa verilmekte ve nitelikler sıralandıktan sonra araştırma yaptırılabilmektedir. Yazılım, benzerlikleri ve farklılıkları araştırarak elde edilen verileri kullanıcısının önüne koyabilmektedir. Dünyadaki mevcut bilgi bankalarının elden geçirilmesi, bu esnek ve çok yönlü program için çok kolaydır.

Bu yazılımın bir başka yönü daha vardır. İddiaya göre bir arka kapı içermektedir. Programın çeşitli versiyonlarının CIA ve MOSSAD tarafından pek çok istihbarat ve güvenlik kurumuna satıldığı bilinmektedir. CIA tarafından kullandığı itiraf edildikten sonra, Kanada, İtalya, Hollanda ve İsrail servislerinde de kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Promis Kıbrıs üzerinden DEA (Drug Enforcement Agency) eliyle Pakistan, Suriye, Kuveyt ve Türkiye’ye de pazarlanmıştır.

Program arama, tarama, bilgi toplama, izleme, bulma, vb işlemleri, hedef bilgisayardaki yazılımların zayıf noktalarından girerek ve kendisini de gizleyerek yapılmaktadır. Bu yazılımı kullanan ülkelerin bir çok gizli belgesi, bilgisayar programının gizli kodlarına sahip olan güçlerin eline akmaktadır.

Inslaw'un patronu William H. Hamilton, "Bin Laden, eylemlerden önce, istihbarat birimlerinin dikkatinden kaçmalarına sebep olacak gizli bilgisayar kayıtlarına ulaştı" haberlerini örnek göstererek programın çıkar amaçlı satıldığını iddia etmektedir. Rusya hesabına casusluk yaptığı tespit edilen FBI ajanı Robert P. Hansenn, FBI'da kullanılan Promis'i Ruslar'a teslim etti. Oradan da, iki milyon dolar karşılığı, Üsame bin Laden'in eline ulaştı. İddiaya göre, El Kaide bu program sayesinde idaredeki boşlukları keşfetmiş ve sözkonusu eylemleri yapabilmiştir.

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews