S etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
S etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sahaja Yoga Hareketi

Sahaja Yoga, Shri Mataji Nirmalar Devi olarak da bilinen Nirmala Srivastava tarafından öğretilen bir yoga tekniğidir. Shri Mataji, taraftarları tarafından “Anne” olarak bilinmekte ve Adi Shakti adlı kutsal gücün bu dünyadaki görüntüsü kabul edilmektedir. Sahaja Yoga, aynı zamanda bu kadın tarafından 1970’de kurulan hareketin adıdır. Hindistan’da kurulup tüm dünyaya yayılmıştır.

Harekete yönelik kült olduğu eleştirileri, ve müritlerinin hareketin tanrıçası olarak kabul edilen Shri Mataji’nin ayaklarını yıkadığı suyu içtikleri rivayetleri vardır.

Satanizm

Satanistler şeytana (Satan, Lucifer) ve diğer kovulmuş meleklere taparlar ve onları Tanrı’ya karşı isyanın sembolü olarak görürler. Tarihsel olarak bakıldığında, satanizmin Hıristiyanlığa tepki olarak geliştiği görülür. Şeytan İncili, Şeytan Kilisesi, ters haç gibi önemli satanist kavram ve ritüellerin Hıristiyanlıkla doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Satanizm doğrudan Hıristiyan inanışına karşıdır. Kısacası, satanizmin Hıristiyanlık’tan doğan karşıt bir din veya kült olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin Hıristiyanlığın dünyevi hazları reddeden tutumu, satanizmde bunların yüceltilmesine dönüşür.

Satanizm ifadesi genel akımı ifade eder. Bunun içinde pek çok grup mevcuttur. Kanlı ayinler yapan hatta masum insanları bu ayinlerde kurban eden satanistler, bu genel akımın küçük ve aşırı bir bölümünü oluştururlar.

Modern satanizmin temellerini, 1900'lerin başında Aleister Crowley'in attığı söylenebilir. Yaptığı büyüler ve hayvanların katledildiği ritüellerle ünlü olan Crowley, Telema adını verdiği satanik felsefesinin düsturlarını anlattığı “Yasa Kitabı”nı kendisine “Aiwass” isimli bir şeytani varlığın yazdırdığını iddia etmiştir.

Satanizmin, daha yakınlardaki gelişimi ise şöyle olmuştur. 1966 yılında “Rosemary'nin Bebeği” isimli kitap ve bu kitaptan uyarlanan film, Şeytan tarafından gebe bırakılan ve Deccal'i doğuran bir kadını anlatıyordu. Filmin yapımcısı bir yıl sonra öldürüldü. Bu filmde 'karabüyü danışmanı' rolünde oynayan Anton LaVey ise, sonradan şeytan kilisesini kurdu ve başrahip oldu.

LaVey’e göre satanizmdeki temel hususlar, belli bir dine ve dinî ekole ait olmama ve insanın fizikî veya zihnî yapısından zevk almadır. Dolayısıyla satanizm, dinî ve ahlâkî her şeye karşı çıkma ve bunların tersini yapma esasına dayanır. Öyle ki, şeytan’a bile inanmayan, onu bir varlık olarak bile görmeyip sadece isyanın ve istediği her şeyi yapmanın bir sembolü olarak algılayan, aslında insanın kendisine tapınan satanistler vardır.

Scientology

Amerikalı bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından oluşturulmuş bir inançlar ve egzersizler sistemidir. Doğu Tapınakçıları Locasının (OTO) ABD’deki Agape biriminin başındaki Jack Parsons’la yakın ilişkiler kurmuş olan Hubbard, ilk olarak 1950 yılında insanların kendi kendilerini tedavi edebilmeleri maksadıyla “Dianetics: The Modern Science of Mental Heatlh” (Diyanetik: Modern Akıl Sağlığı Bilimi) adlı kitabını yayınladı. 1953 yılında bu fikirleri kendi esasları olan bir din haline dönüştürdü ve Scientology Kilisesi’ni kurdu.

Scientology Kilisesi, kendisini dini esaslı bir gönüllü kuruluş olarak lanse etmekte ve insan ruhunun rehabilitasyonunu ve bu amaçla terapi programları sunmayı temel amacı olarak ifade etmektedir. Kilise sözcüleri, Hubbard’ın öğretilerinin kendilerini bağımlılık, depresyon, öğrenme güçlüğü, ruhsal sorunlar, kanser ve homseksüellik gibi problemlerden kurtardığını öne sürmektedirler.

Scientology hareketi tüm dünyada çeşitli eleştiri ve kovuşturmalara maruz kalmıştır ve kalmaktadır. Bazı ülkelerde hükümetler tarafından kovuşturulan Scientology’nin ticari bir organizasyon olduğu ve eleştirenleri taciz ettiği ve üyelerini sömürdüğü saptamaları yapılmıştır. Scientology Kilisesi tarafından uygulanan yöntemlerin de bilimsel olmadığı, tıp doktorları ve psikiyatrisler tarafından söylenmektedir. Bunlardan dolayı daha çok sahte bir din ve kült olarak görülmektedir.

ABD nüfus araştırma sonuçlarına göre ülke genelinde 55 bin Scientology üyesinin bulunduğu tahmin edilmektedir. Fakat Kilise, dünya genelinde 8-10 milyon taraftarının bulunduğu iddiasındadır. Bunlar dışında, 100 bin ile 500 bin arasında değişen tahminler de yapılmaktadır.

Scientology’nin doktrinleri, Hubbard tarafından 1950’den 1986’da ölümüne kadar geçen 36 yıllık bir sürede formüle edilmiştir. Fakat, temel fikirler, 1950-1960 yılları arasında ortaya konmuştur. Scientology sistemi, Hubbard’ın 1950 yılında kişisel gelişim sistemi olarak ortaya attığı Diyanetik olarak başlamıştır. 50’li yılların ortalarına doğru Hubbard, Diyanetiği daha genel bir sistem olan Scientology’nin bir alt dalı olarak lanse etmeye başlamıştır. Kilise temsicileri Scientology’nin “ruhu kendisi, çevresi ve tüm hayatla ilişkileri bağlamında” ele alırken Diyanetiğin yalnızca “reaktif akıldan” kurtulmakla ilgili olduğunu söylemektedirler.

Scientology öğretileri etik ve ahlak, uyuşturucu ve ilaçlardan arınma, evlilik, çocuk, iş ve eğitimle ilgili meseleler ve hayatın doğası gibi başlıklar altında verilmektedir. Bu öğretiler belli bir sıra dahilinde takip edilmelidir. Örneğin uyuşturucunun olumsuz etkileri ile mücadele diğerlerinden önce gelmelidir. Bu şekilde basamaklar ilerledikçe Hubbard’ın daha gizemci öğretilerine sıra gelmektedir. Bu güzergah mutlak özgürlüğe götüren bir köprü olarak tanımlanmaktadır.

Bazı temel Scientology inançları şöyledir:

  • İnsan bir akla ve bedene sahip ölümsüz bir ruhsal varlıktır (thetan-titan).
  • “Auditing” adı verilen bir terapi süreci sonucunda bir insan kendi ruhunu kısıtlayan “engram” ve “implantlardan” sıyrılarak “Clear” (Temiz) aşamasına, oradan da “Operating Thetan”(İşleyen Titan) aşamasına geçebilir. Her aşamada kendi doğasında bulunan kabiliyetlere yeniden kavuşur.
  • Thetan geçmişte pek çok hayat yaşamıştır ve bedenin ölümünden sonra da yaşamaya devam edecektir.
  • Bir insan temelde iyidir, ama çektiği acılar ve bilinçsizlik nedeniyle bozulmaya uğramıştır.
  • Psikoloji ve psikiyatri kötü ve istismarcıdır.
  • İnsanların duygusal problemlerinin çoğu evrimin ilk aşamalarının kalıntısıdır.
Scientology’nin temel egzersizilerinin başında auditing (dinleme) gelmektedir. Eğitimli bir Scientology danışmanının gözetiminde yapılan bu egzersizin amacı kişinin ruhi rehabilitasyonudur. Auditing seanslarında E-meter adı verilen ve insan bedenindeki çok küçük elektrik akımlarını bile ölçen bir cihaz kullanılmaktadır. Aduiting ile kişinin geçmişte reaktif bir akıl geliştirmesine yol açan travma yaratan tecrübelerden, kötü kararlardan, ahlaki yanlışlardan temizlenmesi hedeflenmektedir.

Scientology hareketine yönelik eleştirilerin başında ticari bir kandırmaca olduğu gelmektedir. Gerçekten de Scientology hareketine ve Hubbard’a ait öğretilere dair materyallarin çoğaltılması ve yayılması Scientology avukatlarınca sıkı bir şekilde takip edilmekte ve dava edilmektedir. Amacı yayılmak olan bir dinin neden bundan kaçındığı anlaşılamamaktadır.

Ayrıca, müritler her aşamada farklılaşan tarikat materyallerini satın almak zorundadır. Tarikat, bütün aşamaların geçilmesi halinde üyelerin İşleyen Titan (OT) seviyesine ulaşıp maddi kayıtlardan uzaklaşarak görünmez olma, telepati gücü, madde ve enerjiyi düşünce gücüyle kontrol etme gibi birtakım doğaüstü güçlere sahip olacaklarını vaat etmektedir. Bütün aşamalar için ayrı ayrı ödenecek ücretler toplamının 380 bin doları bulduğu hesaplanmaktadır.

Scientology tarikatı ABD, Taylanda, Tayvan, İspanya ve Avustralya’da din olarak tanınmakta ve dinlere tanınan ekonomik ayrıcalıklardan yararlanmaktadır. Almanya, Belçika, Fransa ve Avusturya başta olmak üzere çoğu Avrupa ülkesinde din olarak değil ticari bir organizasyon veya marjinal bir kült olarak tanınmaktadır. Özellikle Almanya’da grup 70’lerden bu yana pek çok soruşturmaya maruz kalmıştır.

Scientology tarikatının ünlüler arasında da takipçileri bulunmaktadır. Tom Cruise, John Trovolta, Lisa Marie Presley, Kirstie Alley, Catherine Bell ve Leah Remini gibi isimler sayılabilir. Lisa Marie Presley’in Michael Jackson’la evliliğinin popstarı tarikata kazandırma uğruna düzenlenmiş bir Scientology şovu olduğu iddia edilmektedir.

Ayrıca Bkz. Diyanetik, Ron Hubbard

Sefirot

Sefirah’ın çoğulu. Yauhudi Kabbalasında Ayn Sof olarak bilinen Tanrı’nın kendini Evrene ve İnsan’a bildirmek ve yansıtmak için yarattığı 10 tecellidir. Bu tecelliler sadece fizik evrende değil metafizik evrende de görünürler. Kabbala’da dört farklı alemden veya varlık boyutundan bahsedilir:

Atzilut - Tecelliler Alemi: Bu alemde Ayn Sof yayılır ama menşei ile hala bağlantılıdır.

Beri’ah - Yaratılış Alemi: Bu alemde yaratılışın henüz biçim kazanmamış ilk hali bulunur. En yüce melekler bu alemdedir.

Yetzirah - Biçimlenme Alemi: Bu alemde yaratılanlar biçim ve şekil alırlar

Asiyah - Ameller Alemi: Bu alemde yaratılış tamamlanmıştır ama halen ruhsal bir seviyededir. Daha ileri bir aşamada, içerdiği bütün yaratıklarla fiziksel alemin oluştuğu Asiyah vardır.

Bu dört düzleme yayılmış 10 sefirot bulunmaktadır.

  1. Keter: Hem hiç, hem de yaratışa hazırlanan Tanrısal iradenin ilk devinimidir. Sefer Yetzirah’a göre Yaşayan Tanrı’nın ruhudur.
  2. Hokmah: Bilgelik anlamına gelir. İkinci sefirahla birleşerek diğer sefirahları oluşturduğu için “Baba” da denir. İlksel nokta olduğu için boyutları yoktur ama içinde yayılma gücünü taşır.
  3. Binah: İkinci sefirahla birleşerek daha sonraki sefirahları oluşturduğu için “Ana” da denir. İlksel nokta olan hokmahı geliştirerek bir çember oluşturur.
  4. Hesed: Yücelik ve onun yanısıra Aşk ve Merhameti de temsil eder.
  5. Geburah: Adalet ve kararlılık anlamına gelir.
  6. Tiferet: Denge ve şefkat anlamındadır.
  7. Nezah: İstikrar anlamına gelir. Aynı zamanda zaferi ve sonsuzluğu simgeler.
  8. Hod: Yücelik anlamındadır.
  9. Yesod: Temel anlamına gelir. (Yesod Olam: Dünyanın temeli.)
  10. Malkut: Yeryüzü krallığını ve bilgi ağacını temsil eder.
Ayrıca Hokmah ile Binah arasına 13. yüzyılda eklenen Daat adında bir başka sefirah daha vardır.
Ayrıca Bkz. Kabbala

Simya

Simya, bir bilim dalı olarak kimyanın, hatta genel olarak deneysel bilimlerin, doğuşuna öncülük etmiş ezoterik-okült bir disiplindir. İçinde felsefi-mistik ögeler de barındıran simya, pratikte bir dönüştürme sanatı olarak ün yapmış ve özellikle adi maddelerden altın elde etme yolunda pek çok insan simya ile ilgilenmiştir.

Simya ile en az 2500 yıldır uğraşıldığı bilinmektedir. Kökeni Arapça olan bu sözcük, Arapça’ya da “kara ülke” anlamına gelen khem sözcüğünden gelmiştir. Bu “kara ülke” ise Mısır’dır. Bundan sonra İran, Hindistan ve Çin'de uğraşılmıştır. Klasik Yunan döneminde Yunanistan'da, Roma İmparatorluğu'nun hüküm sürdüğü coğrafyada, daha sonra önemli İslam başkentlerinde ve modern çağa kadar Avrupa'da simyaya ilgi duyulmuştur.

Simya aynı zamanda Hermetik felsefenin de bir uygulaması olarak kabul edilmiş ve kökleri ünlü simyacı Hermes Trismegistus'a uzanan ve bir felsefi-spiritüel sistem ile yakından bağlantılı olmuştur. Zaten simyacılar da kendilerini filozof olarak kabul etmişler ve bu sırların ilk olarak Hermes tarafından keşfedildiğini iddia etmişlerdir. Ezoterik-okült bir disiplin sayılmasının nedeni tarih boyunca sadece belirli kişiler tarafından uygulanabilmesi ve inisiyasyon yoluyla aktarılmasıdır.

Simyanın Hermetik kökenine rağmen pek çok başka disiplin ve kültürün etkileşimi de sözkonusudur. Aristo ile ortaya çıkan elementler teorisi ve Mısır kaynaklı simya, İskender’in fetihleri esnasında karşılaşma olanağı bulmuş ve bir senteze ulaşmıştır. Bu senteze doğu kökenli okültizm, Yahudi ve Hristiyan mistisizmi de karışarak, Orta Çağdan itibaren simyacıların temel teorilerini oluşturmuşlardır.

Simyacıların, gnostiklere benzer bir evren modelleri vardı. Merkezde Dünya, daha sonra yedi gezegen , etrafında sabit yıldızlar, en dışta da saf ruhlar bulunmaktaydı, bundan sonrası ise Tanrı’yı göstermekteydi. Bu bağlamda, simya ile astroloji arasında da sıkı bir ilişki vardır. Her metale bir gezegen karşılık geldiği gibi, bazı reaksiyonların gerçekleşebilmesi için gezegenlerin uygun konumu da gözlenmektedir.

Erken modern dönemde, pratik simya kimyaya dönüşmeye başlarken, mistik ve Hermetik yönleri de modern spiritüel simyanın odak noktası olmaya başlamıştır.

Simya en genel anlamı ile bir sanat ya da bir teknik olarak anlaşılabilir ve amacı maddenin içindeki altını ortaya çıkartmaktır. Simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde altın ortaya çıkmaktadır. Bu işlem gerekli olan şey ise“felsefe taşı”dır. Bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir. Bu yüzden simyacıların deneylerinin amacı öncelikle felsefe taşını elde etmektir.

Simya, maddeyi altına çevirmede başarıya ulaşamasa da boş bir çaba olarak kalmamıştır. Simyacılar amaçlarına ulaşabilmek için bir çok kimyasal maddeyi ayrıştırmışlar ve isimlendirmişlerdir. Ayrıca kimyada kullanılan laboratuar araçlarının bir çoğunu da simyacılar icat etmişler ve damıtma, filtrasyon ve kristalizasyon gibi kimyasal yöntemleri geliştirmişlerdir.

Bkz. Felsefe Taşı

Sinarşi (Synarchy, synarchism)

Sinarşi, “birlikte yönetmek” veya “uyumlu yönetim” anlamlarına gelen Yunanca kökenli bir kelimeden türemiştir. Çeşitli içeriklere sahip farklı politik süreçleri tanımlamak için kullanılmıştır.

Terimi ilk kullanan Thomas Stackhouse’dur (1677-1752). Stackhouse bu terimi, “Dünyanın Başlangıcından Hristiyanlığın Kuruluşuna Kadar Geçen Dönemde Kitab-ı Mukaddes’in Yeni Tarihi” isimli kitabında kullanmıştır. 1828’de Noah Webster tarafından basılan Webster Sözlüğü kelimenin anlamını sadece “ortak yönetim veya hükümranlık” olarak vermektedir.

Bu kelimeyi gizli topluluklarla bağlantılı olarak ilk kullanan kişi Alexandre Saint-Yves d'Alveydre (1842-1909) olup, L'Archéomètre adlı kitabında ideal yönetim biçimi olarak tanımlamıştır. Bir okültist olan Saint-Yves, bu kelimeyi, Şambala’da yaşayan ve kendisinin de telepatik iletişimde olduğu üstün varlıklarla bağlantılı gizli örgütlerin hükümranlığı anlamında kullanmıştır. Başlangıçta ülkeler ve bölgeler bazında kontrolü ele alması gerekse de, ideal durumunda tüm insanlık bu aydınlanmış ruhların yönetimine geçmeliydi.

Saint-Yves, Tapınak Şövalyelerini tarihin en üstün sinarşistleri olarak değerlendirmiştir. Nasıl ortaçağlar Avrupa’sını perde gerisinden siyasî, malî-ekonomik ve dinî hayatı kontrol altında tutmayı başaran Tapınak Şövalyeleri idare etmişse, dünyayı bugün de elit kadro idare etmelidir

Amerikalı muhalif aktivist Lyndon LaRouche, bu terimi, dünyayı yönetme hırsında olan elit bir grup için kullanmaktadır. LaRouche’a göre bu akım veya şebeke, Napeleon Bonaparte, Bertrand Russel, Adolf Hitler ve hatta İngiliz Kraliyet Ailesini de içermektedir. İddiasına göre 1929 yılındaki büyük buhran yıllarında uluslar arası finans kuruluşları, hammadde kartelleri ve istihbaratçılar, zor kullanarak da olsa düzeni sağlamak ve uluslararası borçların ödenmesini garanti altına almak için Avrupa’nın pek çok yerinde faşist rejimler kurulmasına ön ayak oldular. LaRouche, Dick Cheney başta olmak üzere George Bush yönetimindeki neo-muhafazakarları, Alexandre Kojève, Carl Schmitt ve Leo Strauss düşüncesinin uzantısı olarak, sinarşinin günümüzdeki temsilcileri kabul etmektedir. Hatta bu güçlerin Amerikanın mevcut savunma kuvvetlerinin yerine özel kuvvetler ikame etmeye çalıştıklarını iddia etmektedir.

Sinarşi iddiaları İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan istihbaratı tarafından da incelenmiştir. ABD’nin Meksika büyükelçiliği tarafından gönderilen 22 Nisan 1942 tarihli bir mektupta, Meksika İşçi Konfederasyonunun El Popular isimli gazetesinin başyazısı alıntılanmaktadır. Başyazıda şöyle demektedir:

"Fransız şinarşistler Fransız ve Avrupa demokrasisine karşı amansız bir savaşa giriştiler: Benzer şekilde Meksika’dakiler de Meksike demokrasisine karşı birleştiler. Fransız sinarşistleri Hitler tarafından kabul edilmiştir, Meksika’da da sinarşistler devşirilmekte ve eğitimden geçirilmektedir. Aralarındaki organik bağ yadsınamaz. Meksikalı sinaşistler iddia ettikleri gibi Meksika’ya has değildir. Uluslararası bir harekettir ve dünyanın pek çok yerinde Hitler tarafından örgütlenmişlerdir."
ABD’nin CIA öncesi gizli servisi olan Stratejik Hizmetler Servisi subaylarından William Langer’ın hazırladığı bir raporda da, bazı Fransız banker ve sanayicilerinin savaştan önce bile yönlerini Nazi Almanya’sına çevirdikleri ve Hitleri Avrupa’yı komünizmden kurtaracak kahraman olarak gördüklerini söylemektedir. Pek çoğunun çıkarlarının Almanlarınkiyle örtüştüğü ve yeni bir sinarşik sistem hülyası gördüklerini ifade etmiştir. Sözkonusu sinarşik sistem, faşist ilkeler üzerine bina edilecek ve uluslararası finans ve sanayi devlerinin oluşturduğu bir kardeşlik örgütü tarafından yönetilecekti.

Bkz. Alexandre Saint-Yves d'Alveydre

Siyon Liderlerinin Protokolleri (The Protocols of the Elders of Zion)

Yahudilerin dünya hakimiyetinin tesisine ilişkin bir Yahudi planını anlattığı söylenen bir risaledir. Sonradan sahte olduğu,1900’lu yılların başında Rusya İmparatorluğunda gizli polis birimi Okrahana’nın bir uydurması olduğu iddia edilmiştir.

Londra merkezli The Times gazetesi, 1921 yılında sözkonusu protokollerin daha eski tarihli bir politik hicivden kopya edildiğini ama hicvin herhangi bir antisemitik nitelik taşımadığını ifade etmiştir. Sözü edilen hiciv Fransız yazar Maurice Joly’in “Cehennemde Makyavelli ve Montesquieu Arasında Konuşma” (Dialogue aux enfers entre Machiavel et Montesquieu) adlı 1864 tarihli eseridir. Bu eserinde Napolyon’un hırsını hicveden Joly’nin kendisi de, Eugene Sue’nun “İnsanların Gizemleri” adlı kitaptan faydalanmış görünmektedir.

İçerik olarak buna benzer bir başka eser de Hermann Goedsche’nin 1868 tarihli kurgu romanı Biarritz’dir Romanın “Prag’daki Yahudi Mezarlığında” başlıklı bölümünde, Goedsche, gizemli bir hahamlar meclisinin Prag yahudi mezarlığındaki bir geceyarısı toplantısını anlatmakta; bu toplantıda, şeytan, 12 yahudi kabilesi adına orada bulunanlara görünmekte ve birlikte bir yahudi komplosu tasarlanmaktadır. Goedsche’nin bu romanda Joly’den etkilenmiş olması olasılığı yüksektir.

Protokoller, Rusya’da devrim hareketi karşıtları tarafından popülarize edilmiştir. Batıda duyulması ve yayılması 1917 Bolşevik devriminden sonra olmuştur. 1929’daki Büyük Buhran ve Naziler döneminde Protokoller yayınlanmaya devam etmiştir. Naziler yenildikten sonra Yahudi karşıtı hareketlerin ortadan kalkmasıyla birlikte Protokoller de büyük ölçüde tedavülden kalkmıştır. Fakat yine de komplo teorilerinde kullanılmaya devam etmektedirler.

Protokoller, içerik olarak, Siyon liderleri arasına yeni katılanlara yönelik olup, onlara 24 protokolde medya ve finans kuruluşlarının kontrolünü elde tutmak ve geleneksel düzeni kitlesel manipülasyonla bozmak suretiyle dünya hakimiyetini nasıl tesis edecekleri öğretilmektedir.

Siyon liderleri, “goyim” adını verdikleri yahudi olmayanları kandırmak ve amaçlarına uygun kullanmak için şu metotları benimsemişlerdir.

  1. Alkoliklik
  2. Darvinizm, Marksizm, Niçelizm, Liberalimz, Sosyalizm, Komunizm, Anarşizm gibi ideolojilerle kurulu düzenleri bozmak
  3. Materyalizm
  4. Tek bir dünya hükümeti oluşturmak
  5. Dünya savaşları
  6. Sivil özgürlükleri düşmanları yenmek adına kısıtlamak
  7. Kitleleri basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların var olduğuna inandırarak gerçekte olup bitenleri gizlemek
  8. Pornografik yayınlar
  9. Hristiyanlık ve diğer dinleri ortadan kaldırıp, ateizme yönlendirmek en sonunda Yahudi hakimiyetini tesis etmek
  10. Beyin yıkama
  11. Ekonomik krizler
  12. Mülkün artan şekilde vergilendirilmesi
  13. Dış borçlarla mali sistemi felç etmek
  14. Sahte şeytanlar yaratıp onları ortadan kaldırarak Yahudi Kralını kurtarıcı gibi göstermek
Bu yöntemleri okumak bile protokollerin bugün neden pek çok komplo teorisyeni tarafından gerçek olarak kabul edildiğini anlamaya yetmektedir.

Protokollere göre medya ve finans dünyası yoluyla yürütülen kitlesel manipülasyon ve propaganda faaliyetleri vasıtasıyla yerleşik düzenler değiştirilebilecektir. Protokollerde masonların gizli bir gündemleri olduğu ve bu gizli ajandanın Siyon liderlerinin denetimi altında olduğu belirtilmektedir. Protokollere göre siyon liderleri doğrudan kendileri politik kontrolü ele almak istememekte, perde arkasında kalarak yönetmeyi daha uygun bulmaktadırlar.

Protokollerin arkasında her ne olursa olsun; “Yahudiler her yere sızmışlar,” “Yahudiler gölge liderleri vasıtasıyla dünyayı yönetiyorlar” gibi klişelerle, bu tarihten sonra hızla gelişen ve gerek Yahudileri gerekse başka okült yapıları merkezine alan komplo teorilerinin neşet ettiği belki de ilk büyük kaynak oldu.

Protokoller, halen bazı gruplar tarafından çeşitli şekillerde kullanılmaya devam etmektedir. Belki de en ilginci, David Icke adlı yazarın teorisidir. Icke, protokolleri farklı bir boyuttan varlıkların dünya üzerinde Illuminati gibi örgütler vasıtasıyla yürüttükleri faaliyetlerini oldukça gerçekçi bir şekilde açıkladığına, ama hedef şaşırtmak amacıyla Yahudileri tasvir ediyor göründüğüne inanmaktadır.

Siyon Tarikatı

Siyon Tarikatı (Priory of Sion) çeşitli komplo teorilerinde geçen en az bin yıllık gizemli bir topluluktur. 1099 yılında kurulduğu söylenen topluluğun kendisini Hz. İsa’nın soyunu korumakla görevlendirdiği iddia edilmiştir. Batıdaki gelmiş geçmiş en etkili gizli örgüt olmasından tutun da Gülhaç aldatmacasına kadar pek çok yakıştırma yapılmıştır.

Siyon Tarikatı örgütünün Fransa tahtının varisi olduğunu iddia eden Pierre Plantard’ın uydurması olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat halen çeşitli popüler kültür ürünlerinde gerçek bir hikaye olarak tedavüldedir.

Aslında Pierre Plantard ve birkaç arkadaşı tarafından 1956 yılında bu adla bir cemiyet oluşturulmuştur ve Fransa kanunlarına göre kaydı yapılmıştır. Fransa’da dördüncü cumhuriyetin karmaşık ortamında monarşiye dönüş özlemi kuran Plantard, cemiyetin soyağıcını 12. yüzyıldaki bir Papalık fermanına göre Kudüs’te Siyon Dağında kurulu olduğu belirtilen Siyon Manastırına (Abbey of Sion) dayandıran sahte bir soyacağı hazırlamıştı. Plantard böylece kendi nesebini de monarklara ve şovalyelere dayandırabilecekti.

Bu amaçla bir takım sahte yazma ve parşömenler hazırladı. İddiasına göre bu parşömenler Ren kalesindeki (Rennes-le-Château) kilisesinde tadilat yapan Peder Bérenger Saunière tarafından gizli bir bölmede bulunmuştu. Plantard, Gérard de Sède adlı yazarı ikna edip ona gizli bir hazinenin anahtarının bulunduğunu anlatan “Ren’in Altınları” ve “Ren Kalesinin Lanetli Hazinesi” adlı kitapları yazdırdı.

Dokümanların sahte olduğundan habersiz olan Henri Lincoln adlı İngiliz araştırmacı da bu hikayeye inanmış, ve bu konuda BBC için belgesel hazırlamıştır. Daha sonra Michael Baigent ve Richard Leich’le işbirliği yaparak “Kutsal Kan ve Kutsal Kase” isimli kitabı hazırlamıştır. Kitaba göre:

  • Priory of Sion’un kuruluşu 1099’a dayanmaktadır. Büyük üstadları arasında Leaonardo da Vinci ve Isaac Newton gibi ünlü isimler de bulunmaktadır.
  • Tapınak Şovalyeleri, bu cemiyetin askeri gücü olarak kurulmuştur.
  • Hareketin varoluş amacı Hz. İsa’nın Magdalalı Meryem vasıtasıyla devam eden soyunu korumaktır.
  • Magdalalı Meryem’in soyundan geldiği söylenen ve Fransa’yı 447 ve 751 yılları arasında yöneten Merovenj hanedanını tekrar tahta çıkarmayı amaçlamışlardır
  • Roma Katolik Kilisesi, ruhani gücünü korumak için hanedanı ve koruyucularını yoketmeye çalışmaktadır.
  • Bu tarikatın nihai hedefi “Kutsal Avrupa İmparatorluğunu” kurmak ve barış ve zenginlik devletini oluşturmaktır.
Üçlü, “Siyon Liderlerinin Protokolleri” başlıklı bir broşürü de hikayelerine katmıştır. Sözkonusu broşürün, Siyon Tarikatının varlığının en önemli delili olduğunu söylemişlerdir.

Ne var ki, Plantard 1993 yılında yapılan bir soruşturmaya şans eseri karışması neticesinde evinde birtakım sahte dokümanlar bulunmasından sonra, mahkemede sahte doküman hazırladığını ve tüm iddialarının tamamen asılsız olduğunu itiraf etmiştir. 2000 yılında da ölmüştür.

Plantard’ın itiraflarına rağmen hikaye tedavülde kalmaya devam etmiştir. Popüler kültürdeki son yansıması Dan Brown’un çok satan kitabı Da Vinci Şifresi olmuştur. Dan Brown’un kitabı büyük ölçüde Lincoln, Baigent ve Leich’ın kitabına dayanmaktadır.

Siyonizm

Siyonizm, Yahudileri tekrar tarihteki anavatanlarında, yani bugün Filistin dediğimiz Kudüs ve çevresinde toplama amacını taşıyan uluslararası siyasi bir harekettir. Siyonizm, etimolojik olarak İbranice’de Kudüs’ün isimlerinden biri olan “Siyon” kelimesinden türetilmiştir.

Milliyetçi bir hareket olan siyonizm, 19. yüzyılın sonlarında örgütlenmiştir. Hareketin kurumsallaşmasında ilk adım, 1897 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinde toplanan Birinci Siyonist Kongresi olmuştur. Theodore Herzl’in gayretleri ile toplanan bu kongrede, Dünya Siyonist Örgütü’nün kurulması karara bağlanmış ve başkanlığına yine Herzl getirilmiştir.

Fransa’da 1894’deki ünlü Dreyfus davasına kadar anti-siyonist bir çizgide olan gazeteci Theodore Herzl, bu davayı yakından izlemiş ve sonrasında siyonist çizgiye kaymıştır. 1986’da Der Judenstaat (Yahudi Devleti) adlı kitabını yayınlayan Herzl, kitabında, sözkonusu davayı bir dönüm noktası olarak tanımlamıştır. Bir yıl sonra da ilk siyonist organizasyonun kurucusu olmuştur.

Siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için Yahudileri Filistin’e göç etmeye davet eden siyonistler, bu amaçlarına özellikle Naziler’in Yahudilere yaptıkları ve baskı ve kıyımlar neticesinde çok daha kolay ulaşmışlardır. Böylece, siyonizm siyasi hedefini 50 yıl kadar bir süre içinde, İsrail’in 1948 yılındaki kuruluşu ile gerçekleştirmiştir.

Yahudiler arasında arasında etkili siyasi hareketlerden bir benzeri de Bölgeselcilik hareketi idi. Bu hareket de Yahudilerin bir vatan edinmesinden yana idi, ama bunun mutlaka Filistin’de olması taraftarı değildi. Afrika kıtasında Uganda ve Amerika kıtasında Arjantin olası tekliflerden idi. Fakat zamanla Siyonizm hareketi daha fazla taraftar toplayabilmiş, bu planlar gündemden düşmüştür.

Siyonist anlayış İsrail devletine damgasını vurmuştur. İsrail’in 1948 yılındaki Kuruluş Bildirgesinde şöyle denmektedir: “5657 (1897) yılında Yahudi devletinin ruhani babası Theodore Herzl’in gayretleri ile Birinci Siyonist Kongresi toplanmış, ve Yahudi ırkının kendi topraklarında tekrar bir millet olarak doğma hakkını ilan etmiştir.” Halen İsrail’in en büyük destekçilerinden biridir.

Siyonist hareketin çıkış noktası dini-milli motifler olsa da, kurucu ve destekçileri büyük ölçüde seküler nitelikli kişilerdir. Hatta bazı siyonistler sosyalist bir devlet kurulmasını önermişlerdir. Yahudi entelektüellerden Moses Hess, üretici olmayan tüccar sınıf yerine tarımsal üretim yapabilecek sınıflar oluşturmayı önermişti. O ve benzerlerinin, İsrail’in kuruluşundan sonra oluşturulan büyük kibbutz çiftliklerinin fikir babası olduğu söylenebilir.

Filistin toprakları 1890’larda, hatta 19. yüzyılın başlarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında idi. O dönemde Filistin topraklarında yaşayan yaklaşık 500 bin insanın 20-25 bin kadarı Yahudi idi. Yahudiler giderek artan bir şekilde göç etmeye başlamışlardı. Avrupa’da Yahudilere yönelik bakışın kötüleşiyor olması ve özellikle Rusya’da Yahudilere yönelik şiddet hareketleri (pogrom) nedeniyle, Montefiores ve Rothschilds gibi zengin Yahudi aileler, Yahudilerin bölgeye göçünü finanse ediyorlardı. 1870’lerde küçük tarım yerleşkeleri oluşmaya başlamıştı. 1882’de ise Rusya’dan ilk grup göç etmişti. Bu grup küçük sayıda olmasına rağmen, sonradan siyonistler için sembolik bir önem ifade edecek ve İlk Aliyah (yükseliş) olarak tanımlanacaktır.

Siyonistler Filistin’in Yahudilerce iskana açılması için dönemin Osmanlı padişahı II. Abdulhamid ile irtibata geçtiler. Ama onu ikna edemediler. Bunun üzerine I. Dünya Savaşında var güçleriyle Osmanlı Devletini parçalamaya çalışan İtilaf devletlerini desteklediler. I. Dünya Savaşında Siyonist hareket İngilizlerle ilişkileri geliştirdi. Öyle ki, 2 Kasım 1917de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur James Balfour, Yahudi Lord Rothschild aracılığıyla Dünya Siyonist Örgütü Lideri Haim Weizman’a gönderdiği mektupta, Yahudi halkı için Filistin’de ulusal bir yurt kurulması için her turlu kolaylığın sağlanacağını bildirdi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisini müteakip Filistin’in kontrolü İngilizlere geçti. Bunun üzerine Filistin’deki Yahudi yerleşim faaliyetleri hız kazandı. Bütün bu faaliyetler Siyonistler tarafından finanse ediliyor ve Filistin’de Yahudilerin kurumsal varlık kazanmaları yönünde büyük çaba sarfediliyordu. Fakat Filistinliler arasında da Yahudi yerleşimcilere karşı milliyetçi akımlar güçleniyordu.

Adolf Hitler’in 1933 yılında iktidara gelmesi Siyonist harekete yeni bir hız kazandırdı. Nazilerin Yahudilere yönelik politikaları, Filistin’e yönelik bir yahudi akımı başlatırken, asıl önemlisi Siyonizme şüpheyle bakan ve diğer ülkelerde demokrasi ve barış içinde yaşayabileceklerine inanan pek çok yahudinin son ümitlerini de yok ediyordu. Bu yüzden Nazizm’e en başarılı Siyonist planı veya komplosu gözüyle bakan pek çok isim vardır.

Araplar büyük bir isyan başlattılar. Bunun sonucunda 1939 yılında Yahudi göçleri önemli ölçüde yavaşlatıldı ve İngiliz mandası Arap-Yahudi ortak yönetimi lehine terkedildi. Fakat 2. Dünya Savaşı Yahudi göçünü tekrar hızlandırdı. 1944 yılında İşçi partisi kongresinde Arapların bölgeden çıkmaya teşvik edilip Yahudilerin getirilmesi isteniyordu. Fakat Yahudi nüfusun artışı İngiliz yetkilileri telaşlandırıyordu. Sovyet yönetiminden Romanya ve Bulgaristan sınırını Yahudilere kapatmasını istediler.

Filistinde’ki Yahudiler buna cevap olarak silaha sarıldılar. Haganah ve Irgun adında iki askeri örgüt kuruldu. Bu iki örgüt, Araplara ve İngilizlere karşı kanlı eylemlere imza attılar. Özellikle Irgun Araplara karşı acımasız katliamlar gerçekleştirildi. Deir Yassin köyünde 250’ye yakın korumasız masum sivil Irgun teröristlerince katledildi.

II. Dünya Savaşından sonra kamplarda ortada kalan yüzbinlerce yahudiden büyük bir kısmı Berihah isimli bir teşkilat tarafından Filistin’e kaçırıldı. Siyonistler, Holocaust adı verilen Yahudilere yönelik Nazi katliamını dünyada Yahudilere yönelik bir sempati oluşturulması
için çok iyi değerlendirdiler. ABD başkanlarından Harry S. Truman, İsrail devletinin kurulması aşamasında BM nezdinde en büyük destekçisi oldu. Sovyetler Birliği de, Yahudilerin çektikleri acılar nedeniyle BM’nin İsrael Devletinin kuruluşunu onaylaması gerektiğini açıklıyordu.

İngiltere, 1947’de Filistin’den çekilme niyetini açıkladı. 29 Kasım 1947’de BM, Filistin’in Arap ve Yahudi olmak üzere iki devlete bölünmesini onayladı. Siyonistler planı kabul ederken, Filistinli Araplar ve bölgedeki Arap devletleri reddettiler. Gruplar arasında çatışmalar yaşandı. 14 Mayıs 1948’de Filistin’deki Yahudi liderler İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiler.

Bu tarih Siyonist hareket için de bir zirve ve dönüm noktası oldu. Bundan sonra, İsrail’in Araplarla yaşadığı 1967 ve 1973 savaşlarında ve tüm İsrail tarihi boyunca en büyük destekçisi Siyonist hareket oldu. Siyonistler dünyanın dört bir yanında mali güçlerini ve nüfuzlarını İsrail için seferber ettiler.

Solipsizm

Solipsizim varolan tek şeyin “zihin” olduğunu iddia eden felsefi görüştür. Bu görüşe zihnin dışında herhangi bir varlığın bulunması mümkün değildir. İnsanın kendi zihni dışında varlıkları veya başka zihinleri bilmesi mümkün değildir, ve bunlar var olamazlar da. Materyalist bakış açısının reddedilmesi solipsizm için yeterli değildir, başka zihinlerin varlığı da reddedilmelidir.

Tarihte solipsizm birçok filozofun karşı savunma gereği duyduğu septik (şüpheci) bir hipotez olarak var olmuştur. Fakat fiziki bir dünyanın varolduğu düşüncesini de, solipsizmi de çürütmek imkansız gibidir.

Sophia

Yunanca hikmet anlamındaki “sophos” kelimesinden gelmektedir. Gnostiklerin kozmolojik evren tasavvurunda merkezi bir yer tutar. Gnostik gelenekte “Sophia,” Tanrı’nın en son ve en alt seviye tecellisini, Tanrısal hikmeti temsil etmektedir. İnsan ruhuyla eşdeğer ama dişil bir figür olan Sophia, itibarını kaybederek dünyaya düşmüştür. Eril bir karaktere sahip olan Logos (Mesih, Kelime), Sophia’nın tekrar yükseltilmesi için yeryüzüne gönderilmiştir. Sophia Tanrısal güçlerinin bütünlüğünü ifade eden Pleroma’da bir sarsıntıya yol açarak maddi dünyanın yaratılışının yolunu açmıştır.

Ayrıca Bkz. Gnostisizm

Spiritüalizm

Ruhun maddeden ayrı bir cevher olarak varlığını kabul eden bütün mezhep, öğreti, akım, yol ve inanç sistemlerini kapsayan genel adıdır. Maddeciliğin karşıtıdır. Spiritüalizm terimi Latince “ruh” anlamındaki “spiritus” sözcüğünden türetilmiş olup Türkçe’ye ruhçuluk olarak çevrilmektedir. Özel anlamıyla 1840’larda başlayıp 1920’lere kadar devam eden ABD’de ve İngilizce konuşulan ülkelerde etkili olmuş felsefi-dini bir akımdır.

Spiritüalizmde ruhlarla medyumlar vasıtasıyla iletişim kurulabileceğine inanılmaktadır. Spiritüalistler, ruhların insanlardan daha üst bir boyutta bulunduklarına ve insanlara maddi ve manevi işlerinde rehberlik edebileceklerine inanmaktadırlar. Daha çok kadınlar arasında etkin olmuştur ve başını kadınların çektiği binlerce ruh çağırma seansı düzenlenmiştir. Aslında bunun spiritüalizm değil spiritizm veya deneysel spiritüalizm olarak adlandırılanlar da vardır. Deneysel spiritüalizmde bir tür reenkasnasyon inancı da vardır. Ama bu reenkarnasyon sadece ileri yönlü işler, Hinduizm’deki gibi aşağı tabakalara gerileme yoktur.

Günümüzde de pek çok akım, ekol ve grup kendilerine spiritüalist adını vermekteyse de aralarında ilke, görüş ve kavram bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Yine de ortak yönleri, ruh denilen içsel unsurun varlığını kabul etmeleridir. ABD’de adında spiritüel sözcüğü bulunan, sayıları yüzü aşkın kurum, kuruluş, örgüt ve tarikat bulunmaktadır.

Ayrıca Bkz. Astral Seyahat

Sürüngen İnsanımsılar (Reptilian Humanoids)

Dinazoradamlar (dinosauroids), kertenkeleadamlar (lizardmen), Draconialılar ve Saurialılar gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Sürüngen insanımsılar, doğaüstü güçlere sahip ve zekaca çok gelişmiş sürüngen-insan karışımı varlıklardır. Mitolojide, bilim kurguda ve okült çevrelerde geçen bir kavramdır. Bu teorilerden bazılarına göre Alpha Draconia adı verilen bir yıldız sisteminden gelmişlerdir. Riley Martin, John Rhodes ve David Icke gibi komplo yazarlarının kitaplarında bu yaratıklardan bahsedilmektedir.



Komplo yazarı David Icke, dünyayı ve insanlığı kontrol altında tutan bir sürüngen insanımsılar grubundan bahsetmektedir. Hayli ileri bir iddiasına göre George Bush ve İngiliz Kraliyet ailesi bu sürüngen insanımsılar soyundandır.

Tıbbi olarak, Dimethyltryptamine adlı uyuşturucu ilacı alanların halüsinasyon esnasında sürüngen-insan karışımı yaratıklar gördükleri rapor edilmiştir.

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews