T etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
T etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Talmud

Pek çok Yahudi yazara göre, kutsal kitap Tevrat’ın yanı sıra, kaynağı Hz. Musa’ya uzanan sözlü geleneğin yazıya geçirilmesi ile Talmud ortaya çıkmıştır. Talmud’un erken formu olan Mişna, M.S. 2. ve 3. yüzyıllarda ortaya çıkmıştır. Bir süre sonra Gemara adı verilen bir tefsir de buna eklenmiştir. Bu iki kitaba Kudüs Talmud’u denmektedir. Bu çalışmalar 3.-5. yüzyıllar arasında önemli ölçüde elden geçmiş ve bu geç dönem forma Babil Talmud’u denmiştir. Şu an kullanılmakta olan Talmud budur.

Talmud alım-satım, anlaşmalar vb. günlük işler ve biçimsel ibadetler hakkındadır. Hatta Talmud’da hahamların, kırmızı bir inekte kırmızı inek özelliğini kaybetmeden kaç beyaz kıl bulunabileceği, Şabat gününde sinek öldürülüp öldürülemeyeceği, yüksek dereceli din adamlarının giyinmeye pantalondan mı gömlekten mi başlayacağı gibi sıradışı sorulara verdikleri sıradışı cevaplar da bulunmaktadır.

Tanrı’nın Çocukları Hareketi

David Berg tarafından 1971 yılında önce Tanrı’nın Çocukları adıyla başlatılan bu dini hareket, daha sonra Sevgi Ailesi (Family of Love) daha sonra da kısaca The Family (Aile) adını almıştır. 1960’lı yıllardaki İsa Hareketinin bir uzantısıdır. İlk takipçileri hippilerdendir. ABD’de 70’li ve 80’li yıllarda ortaya çıkan kült-tarikat tartışmalarının odağında yer alan gruplardan biridir.

Harekete göre David Berg kıyamet öncesi son peygamberdir. Bu akımın inancına göre kıyamet yakında kopacak, ama kendileri sayesinde dünya yeniden yaratılacaktır. Berg, 1974’de hareketini yaymak için kadın üyelerini seks yoluyla taraftar toplamakla görevlendirmiştir. Bu durum 1987’ye kadar devam etmiştir. Halen 10 bin civarında üyesi bulunmaktadır.

Hareket, cinsel serbesti doktrini ve çocukların da buna dahil edilmesi nedeniyle, çocuk istismarı suçlamalarıyla kovuşturmalara uğramıştır. David Berg’in ölümünden sonra kendi kızları babalarının tacizine uğradıklarını ifade etmişlerdir.

Tapınak Şovalyeleri (Templiyerler)

Mesih’in ve Süleyman Tapınağının Asker-Kardeşliği (Pauperes commilitones Christi Templique Solomonici)

Kısaca Tapınak Şovalyeleri olarak bilinen bu örgüt en yaygın ve en ünlü Hristiyan askeri tarikatlarının başında gelmektedir. Orta çağda varlığını yaklaşık iki yüzyıl kadar sürdürmüş olan bu tarikat, Birinci Haçlı Seferi’nin akabinde kurulmuş ve Kudüs’e giden Avrupa’lı hacıların güvenliğini sağlamayı görev edinmişti.

Tapınakçılar hem asker hem rahip olma özellikleriyle Hristiyan dünyasında bir ilki temsil ediyorlardı. Pek çok Haçlı Seferinde görev almışlardır. Tarikatın yapısından kaynaklanan finansal imkanların modern bankacılığın da temelini oluşturduğu söylenebilir. Tarikat, Fransa Kralı IV. Filip’in gadrine uğrayana kadar Avrupa genelinde üye sayısını ve gücünü artırmıştır. Kral Filip, tarikat üyelerini işkenceyle itiraflara zorlamış ve yakmıştır. Fransa kralının etkisiyle Papa V. Clement de, 1307 yılında tarikatın zorla dağıtılması kararını almıştır.

Tapınak Şovalyeleri Tarikatı manastır yaşamı esasına dayanıyordu. Hristiyanlığın önde gelen din adamlarından Cistercian tarikatının kurucusu Claivaux’lu Saint Bernard’ın da desteğini alan tarikat Avrupa’nın hemen her ülkesinde örgütlenmişti. Tapınakçıların her ülkede bir üstadları vardı ve bunların hepsi tarikatın doğudaki askeri faaliyetleri ile batıdaki mali gücünü kontrolünde bulunduran Büyün Üstad’a bağlı idiler.

Tarikat içinde üç ayrı sınıf vardı.

  • Şovalyeler (Knights): Ağır süvariler. Üzerinde kırmızı haç bulunan beyaz kıyafet giyerlerdi.
  • Serjenler (Sergeants) ve Hizmetliler: Hafif süvariler. Daha alt sosyal sınıflardan geliyorlardı ve kahverengi kıyafet giyiyorlardı. Tarikatın mülklerini ve mali işlerini yönetiyorlardı.
  • Papazlar: Tarikatın dini rehberleri
Bunlar dışında savaşçı ihtiyacından dolayı tarikata önceden belirlenmiş sürelerle katılan, daha sonra da seküler hayata dönen şovalyeler ve evli şovalyeler de vardı. Bunlar ömür boyu üyelerden üzerinde kırmızı haç bulunan siyah ve kahverengi kıyafetlerle ayrılıyorlardı. Üstadları dahil çoğunluğu o zamanlar pekçok şovalye için geçerli olduğu gibi eğitimsiz ve okuma-yazma bilmeyen kimselerdi.

Tapınakçılar, Hristiyanların kutsal saydığı topraklarda pek çok kale inşa etmişlerdi. Hristiyan dünyanın yetiştirdiği en iyi savaşçılar olarak biliniyorlardı. Haçlı seferlerini tasvir eden pek çok resimde göğüslerinde beyaz cüppe üzerine kırmızı haç ile resmedilen şovalyeler Tapınakçılardır.

Tapınak Şovalyeleri tarikatına katılmak, kendini tamamen adamayı gerektiriyordu ve tekris işlemi gizli bir törenle gerçekleştiriliyordu. Bu ritüellerin pek azı dışarıdaki insanlar tarafından biliniyordu, bu da engizisyoncuların şüphelenmesine yol açıyordu. İlk başlarda tarikata katılabilmek için iyi bir soydan gelmek ve bütün varlıklarını tarikatın hizmetine vermek zorundaydılar. Ayrıca, tarikata üye olmak, fakirliği, erdemi, dindarlığı ve itaatı gerektiriyordu. Tapınak şovalyeleri için savaşta teslim olmamak önemli bir ilkeydi.

Tarikat, 1118 yılında Fransız şovalyeler Hughes de Payens ve Geoffrey de St. Omer tarafından Hayfa ve Kudüs yolundaki Hristiyan hacıları korumak maksadıyla kurulmuştur. İlk kurulduğunda dokuz üyeden oluşuyor, ve hediye ve yardımlara dayanıyordu. Bu yüzden, ilk başlarda “Mesih’in fakir şovalyeleri” olarak biliniyorlardı. Kudüs kralı II. Baldwin onlara Tapınak Tepesinde eski Süleyman Tapınağının harabeleri olduğu düşünülen yerde bir karargâh sağladı. Tarikat bundan sonra Tapınak şovalyeleri ismiyle anılmaya başladı.

Clairvaux’lu Bernard gibi Hristiyan din adamlarından aldığı destekle Tapınakçılar kısa sürede büyümeye başladılar. Papa, 1128’de yayınladığı bir emirle onları bir Tarikat olarak tanıdı ve doğrudan Papalık makamına bağladı. Bundan sonra Avrupa’dan para ve toprak hibeleri gelmeye başladı. Pek çok Avrupalı soylu tarikata katıldı.

Tarikatın Avrupa genelinde savaşçı gücünden çok daha fazla insandan oluşan güçlü bir finansal ağı vardı. Kutsal topraklara giden hacılara karşılığını yatırmaları şartıyla mektuplar veriliyor, hacılar bu mektupları tarikatın Kudüs veya başka bir yerdeki uzantılarında nakde çevirebiliyorlardı. Bu günümüzde kullanılan çeklerin ilk hali kabul edilmektedir. Gücünü gitgide artıran tarikat Avrupa ve Ortadoğu’da geniş topraklara sahip oldu, kaleler, kiliseler inşa etti, büyük çiftliklerde ürettiği ürünleri kendi adına ihraç faaliyetlerine girişti. Tarikatın kendi donanması vardı ve bir ara tüm Kıbrıs tarikatın mülkü haline gelmişti.

Kudüs’ün 1187’de Selahaddin-i Eyyubi tarafından tekrar fethedilmesinden sonra Haçlı Seferleri gücünü kaybetmeye ve Avrupa’nın tarikata desteği azalmaya başladı. Tapınakçıların büyük üstadı Gérard de Ridefort’un 1189’da Selahaddin tarafından Akra’nın fethinde yakalanıp boynunun vurulması da Tapınakçıların kendi içindeki motivasyonlarını ve prestijlerini sarstı. Haçlıların son kalıntılarının da 1291’de Ortadoğu’dan atılması Tapınakçılar için sonun başlangıcıydı.

1300’lü yılların başında Fransa Kralı IV. Filip İngiltere ile savaşında büyük bir para sıkıntısı çekiyordu. Bu yüzden Tapınakçıları sıkıştırmaya başladı. Tapınakçıların Büyük Üstadı Jacques de Molay’dan tarikatın usulsüzlük yaptığı iddiaları ile ilgili açıklama yapmasını istedi. de Molay bu iddiaları reddetti.

13 Ekim 1307’de Filip, tüm Fransız Tapınakçıların aynı anda tutuklanmasını sağladı ve çeşitli suçlardan Engizisyona gönderdi. İşkencelerle kendilerine yöneltilen suçları kabul etmeleri sağlandı. Bu zorlama itiraflar Filip’e Tapınakçıların mallarına el koyma imkanı verdi. 1312’de IV. Filip’in baskısıyla Papa V. Clement tarikatın dağıtılmasına karar verdi. Tarikatın tüm varlıklarının Rodos Şovalyelerine devredilmesi emredilmesine rağmen Filip Fransa’daki mülklerin büyük bölümüne el koydu. Pek çok Avrupalı yönetici de bu olayı kilisenin elindeki mülkleri azaltmak için bir fırsat olarak gördü.

Fransa dışındaki Avrupa ülkelerinde de Tapınakçıların pek çoğu tutuklanmış olmasına rağmen neredeyse hiçbiri suçlanmadı. Bir kısmı Malta Şovalyeleri (Hospitallers) ve Portekiz’deki Mesih Tarikatı (Order of Christ) gibi başka tarikatlere karışırken, bir kısmı seküler hayata döndü. Bir kısmı da Papalığın etki alanı dışındaki ülkelere kaçtılar. Bazı çağdaş kurgu romanlarda, tarikatın yer altına çekildiği iddiaları dile getirilmiştir. Fakat ne tarikatın donanması ne de finansal arşiviyle ilgili günümüze ulaşan bir bilgi bulunmamaktadır.

Bugün Katolik Kilisesinin resmi görüşü, yargılamanın adil olmadığı yönündedir. Zaten Fransa dışında suçlanan Tapınakçı da olmamıştır. IV. Filip’in yardımlarıyla papa olan V. Clement’in bu borcunu ödemek için Filip’e göz yumduğu söylenmektedir. 2002 yılında Dr. Barbara Flare tarafından Vatikan’ın gizli arşivinde bulunan Chinon parşömen’i Fransa’da suçlanan bazı Tapınakçıların Papanın gönderdiği bir ekip tarafından sorgulanma kayıtlarını içermektedir. Bu kayıtlarda Jacques de Molay dahil tüm Tapınakçı liderlerin günahlarının bağışlandığı ifade edilse de, IV. Filip tarafından serbest bırakılmamışlardır. 1314 yılında Tapınakçıların son büyük üstadı Jacques de Molay, suçlamaları halkın önünde kabul etmeyi reddettikleri için, iki arkadaşıyla birlikte yakılarak idam edilmiştir.

Tapınak şovalyeleri ile ilgili ortada dolaşan pek çok gizem ve mit vardır. Bunların bir kısmı Kudüs’teki kutsal tapınağın kontrolünü uzun süre elinde tutan ve koruyuculuğunu yapan Tapınakçıların orada buldukları söylenen hazinelerle ilgilidir. Bunlar arasında Kutsal Kase veya Hz. Musa’nın Kutsal Sandukası sayılabilir. “Ulusal Hazine” ve “Indiana Jones ve Son Haçlı Seferi” gibi bazı Hollywood filmlerinde bu tür efsaneler konu edilmiştir.

Bir başka efsaneye göre de, Tapınakçılar tapınak tepesinin altındaki gizli tünellerde gnostik Hristiyanlara ait yazmalar bulmuşlardır. Bu yazmalarda klasik Hristiyan inancında Hz. İsa’nın havarilerinden biri kabul edilen Magdalalı Meryem’in aslında onunla evlendiği ve bu evlilik yoluyla onun soyunu sürdürdüğüne dair kanıtlar buldukları iddia edilmektedir. Hatta Magdalalı Meryem’in Hz. İsa’nın ölümünden sonra Fransa’ya geçtiği ve Katolik Kilisesinin soyun devamını engellemek için tüm girişimlerine rağmen, Hz. İsa’nın kanının Merovenj hanedanının soyunda devam ettiği ve sonradan Tapınakçıların koruyuculuk görevini devraldıkları da iddialar arasındadır. Dan Brown’un beyaz perdeye de çekilen Da Vinci Şifresi isimli kitabı tümüyle bu tür efsaneler üzerine kuruludur.

Öte yandan Avrupa’da pek çok gizemli örgüt ve tarikat kendilerini Tapınakçılara nispet ederek onlara ait sembolleri kullanmışlardır. Hatta masonluğun doğrudan Tapınakçılar tarafından kurulduğu da iddialar arasındadır.

Bazı ezoterik yazarlar Tapınakçıların Atlantis, Mısır, Esseniler, Gnostikler ve daha pek çok ezoterik ve okült sırların koruyuculuğunu yaptığı ve yayılmasını sağladıklarını iddia etmişlerdir.

Tasavvuf

Tasavvuffun semantik olarak Arapça yün anlamındaki “suf,” Hz. Muhammed’in özel olarak eğittiği “ashab-ı suffa” veya Yunanca hikmet anlamındaki “sophia” kökünden geldiği iddia edilmiştir. Terim anlamıyla tasavvuf (sufizm) İslam içinde gelişen ve onun mistik yönü olarak nitelendirilen bir gelenektir. Tasavvuf, Allah’ın aşkın birliği, ilahi aşk ve insanlara hizmet gibi temalarla örülmüştür. İslam dünyasında bu akımın 8. yüzyılda Hasan Basri ile başladığı kabul edilir. Daha sonra tarikatlar etrafında örgütlenerek İslam dünyasının hemen her bölgesine nüfuz etmiştir.

Genel olarak tasavvuf ehli, her şeriatın bir zahiri ve bir de batını olduğunu kabul etmektedirler. Bu açıdan bazı sufiler, sufizmin kökünün İslam öncesine dayandığını ve ondan daha büyük önem taşıdığını da ileri sürmektedirler. Bugün özellikle Batıda aktif olan ve teolojik anlamda İslam’la çok az bağlantısı bulunan birçok sufi hareket vardır. Fakat bunun yanında şeriatın zahirine de aynı şekilde sahip çıkan, ve ortodoks İslam anlayışına sıkı sıkıya bağlı birçok tarikat da mevcuttur.

Tasavvufta bir şeyh ve müritler bulunur. Allah’ın veli kulu ve peygamberin manevi varisi kabul edilen şeyhler, müritlerine rehberlik eder ve seyr-i süluk denen manevi yolculuklarını tamamlamada yardımcı olur. Bir şeyhe ihtiyaç duymadan bunu yapabildiklerine inanan ve kendilerine Üveysi diyen mutasavvıflar da vardır. Hemen her tarikatın mevcut şeyhten başlayarak Hz. Muhammed’e kadar ulaşan bir şeyhler zinciri (silsile) bulunmaktadır. Nakşibendi tarikatında zincirde Hz. Muhammed’den bir önceki halka Hz. Ebubekir’dir. Bunun dışındaki tarikatlarda Hz. Muhammed’den önceki isim Hz. Ali’dir.

Tasavvuf en temel haliyle, kalbi kötü huylardan temizleyip, kamil insan olabilme yolunda ilerlemektir. Fakat aynı zaman Allah’a ulaşma gibi kutsal bir amacı daha vardır. Hz. Muhammed’in "Nefsini bilen Allahı bilir" hadisini yaşam biçimi kabul eden sufiler, kamil insan olma yolunda şeyhlerinin rehberliğinde eğitimden geçerler. Bu eğitimden geçenler Şeyh tarafından icazet alıp başkalarına rehberlik yapmaya hak kazanabilir.

Tasavvufa göre, iki tür ilim vardır. Biri, sözel bilgiler yani zâhir ilmi, diğeri ise sadece iç temizliği ile elde edilebilen bâtın ilmidir. Buna göre, şeriat dahil olmak üzere, söze dayanan teorik bilgilerin tümü sözel bilgidir. Bu bilgiler dıştan okunarak elde edilebilir. Oysa iç bilgi, dıştan okunarak elde edilemez, bu bilgi insanın içinden doğarak gelir ve gerçek bilgi budur.

Tasavvufun kolları tarikatlardır. Belli şeyhler tarafından sistemleştirilen tarikatlar, bu şeyhlerin isimleri ile anılmışlardır. Tarikatların en önemlileri şunlardır:

  • Abdulkadir Geylani (Kadiriye tarikatı)
  • Ahmed Er Rufai (Rufaiye tarikatı)
  • Ahmet El Bedevi (Bedeviye tarikatı)
  • Ebul Hasan Şazili (Şazili tarikatı)
  • Mevlana Celaleddin Rumi (Mevleviye tarikatı)
  • Hacı Bektaşı Veli (Bektaşiye tarikatı)
  • Ömer Sıracettin Halveti (Halvetiye tarikatı)
  • Muhammed Bahauddin Nakşibendi (Nakşibendiye tarikatı)
  • Hacı Bayram-ı Veli (Bayramiye tarikatı)
  • Aziz Mahmud Hüdayi (Celvetiye tarikatı)
Sufizmde Allah’a ilişkin olarak iki tür görüş vardır. Bunlardan birincisi Vahdet-i Vücud denilen Tanrı’dan başka hiç bir şeyin varolmadığı inancı, diğer ise Vahdet-i Şuhud denilen Tanrı’dan başka müşahede edilen hiç bir şeyin olmadığı inancıdır. Vahdet-i Vücud inancının en büyük savunucusu İbn Arabi’dir. Vahdet-i Şuhud’u savunan en büyük mutsavvıf ise İmam-ı Rabbani’dir.

Tasavvuf düşüncesi 10. ve 11. yüzyıldan itibaren, Buhara, Herat gibi İslam merkezlerinde gelişmiştir. Türkler bu asırlarda tasavvufla tanışmışlar ve büyük ölçüde bu yolla müslüman olmuşlardır. İslam’ın ve tasavvuf düşüncesinin Türkler arasında yayılmasında Ahmed Yesevi'nin ve müritlerinin büyük rolü olmuştur.

Telema (Thelema)

Yunanca kelime anlamı: irade, istek. Ünlü okültist Aleister Crowley tarafından oluşturulan ve The Book of the Law (Yasa Kitabı) adlı kitabında anlatılan dini ve felsefi görüş. Thelema düşüncesinin kökeni 16. yüzyıl Fransız keşişi François Rabelais’e dayanır.

Rabelais, Baba oğul iki devin satirik hikayesini anlattığı Gargantua ve Pantagruel adlı kitabında, Gargantua tarafından kurulan Theleme Manastırından bahseder. Burada insanlar kendi istek ve arzularına göre yaşamaktadırlar ve uymaları gereken tek kural “Ne istersen onu yap” (Do What Thou Wilt) kuralıdır. Rabelasi, bu manastırdaki yaşamı anlatırken aslında zihnindeki bir ütopyayı dillendirmektedir.

Aleister Crowley’in Thelema felsefesi de Yasa Kitabında geçen iki ifadeye indirgenebilir.

  • “Ne istersen onu yap,” yasanın tümü olmalıdır. (Do what thou wilt shall be the whole of the Law)
  • Aşk yasadır, iradeye bağlı aşk. (Love is the law, love under will)
Her Telemit’in görevi, Doğru İradeyi (True Will) keşfetmektir. Doğru İrade, aktığı yolda hiçbir engelle karşılaşmayan, çünkü tüm Evren tarafından desteklenen iradedir. İki ayrı doğru irade hiç bir zaman çakışmaz, çünkü her birinin kendine has güzergahı vardır. Doğru İradeyi bulma uğraşısına Crowley “Büyük İş”(Great Work) adını vermiştir. Bunun temeli aşk, ve bütünle birleşmedir. Bu anlamda Buddhism ve Hinduizm’le paralellikleri bulunur.

Telema’nın, Yasa Kitabında anlatıldığı şekliyle, antik Mısır’dan alınma bir kozmolojik görüşü, büyüleri ve etik anlayışı da bulunmaktadır.

Ayrıca Bkz. Aleister Crowley, Doğu Tapınakçıları Locası

Teopanizm

Cizvitlerin Hindu inanışını tanımlamak için kullandıkları bir terimdir. Hinduizm, panteizmden farklı olarak materyal evrenin mutlaklığını savunmaz. Hinduizme göre Tanrı herşeyin neşet ettiği ruhsal özdür. “Tanrı herşey haline gelir” ama bunun başı ve sonu yoktur.

Teozofi Cemiyeti (Theosophical Society)

Teozofi Cemiyeti, 1875 yılında New York’ta Helena Petrovna Blavatksy, Henry Steel Olcott, William Quan Judge ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Başlangıçtaki amacı medyumluk olgusu üzerine çalışmaktı. Teozofi, “kutsal hikmet” anlamına gelmektedir ve daha önce ezoterik ve okült yazarlar tarafından kullanılmış bir terimdir.

Kuruluştan birkaç yıl sonra Blavatsky ve Olcott Hindistan’a taşınmış ve Madras eyaletinin Adyar şehrinde uluslararası merkezlerini kurmuşlardır. Hindistan’da doğu dinlerini de araştırma fırsatı bulmuşlardır. Cemiyetin ilgi çekmesinin nedenlerinden biri Büyük Beyaz Kardeşlik’in üstadlarından aldığı iddia edilen psişik destekti.

1889 yılında Helena Blavatsky cemiyetin ilkelerini şöyle kaleme almıştı:

  1. Irk, renk ve inanç ayrımı yapmadan Evrensel İnsani Kardeşliğin nüvesini oluşturmak.
  2. Aryan ve diğer kutsal metinleri, dünya dinlerini ve bilimlerini etüdü teşvik etmek; özellikle Brahmanizm, Budizm ve Zerdüştçülük gibi antik Asya edebiyatına ağırlık vermek.
  3. Doğanın saklı gizemlerini mümkün olan her şekilde araştırmak, özellikle insandaki gizli psişik ve ruhsal kuvvetleri ortaya çıkarmak.
Teozofistler, teozofinin kökenini bütün kültürlerde varolan spiritüel bilgi arayışı olduğunu söylemektedirler. Bu arayış Hindistan’da kesintisiz bir şekilde varolmuştur, ama aynı zamanda antik Yunan’da da mevcuttur. Buna göre, Eflatun (öl. M.Ö. 347), Plotinus (öl. 270), neo-Eflatuncular ve Jakob Boehme (1575-1624) de bu geleneğin esaslı temsilcilerindendir.

Helena Petrovna Blavatksy, ya da kısaca Madam Balavatsky, pek çok ruhsal ve psişik güce sahip olduğunu iddia ediyordu. İlk önemli kitabı Örtüsü Kaldırılan Isis (Isis Unveiled) idi. İkinci kitabı Gizli Doktrin, iddia ettiğine göre kendisine Mahatmalar tarafından gösterilen Atlantis öncesi döneme ait Dzyan Kitabı’na dayanıyordu. Çok üstün insanlar tarafından Blavatsky’ye yazdırıldığı söylenen bu kitaplar, Mahatma Mektupları ile birlikte teozofinin başlıca dayanağını oluşturuyordu.

Blavatsky’nin 1891 yılında ölümünü takiben Teozofik cemiyet fırkalara bölündü. Adyar’daki cemiyetin başına Annie Besant geçti. Cemiyetin Amerika’daki kolu ise William Quan Judge’ın kontrolü altında kaldı. Amerika’daki merkez, New York’tan Point Loma, Covina’ya taşındı. Ünlü kurgu yazarı Talbot Mundy, Point Loma grubunun müdavimlerindendi. Grubun başına Mart 2006’da Randell C. Grubb geçmiştir.

Bir başka teozofik cemiyet 1909 yılında Robert Crosbie tarafından kurulan Birleşik Teozofistler Locası idi. Rudolf Steiner, Adyar Teozofi Cemiyetinin Almanya’da başarılı bir uzantısını oluşturdu. Fakat o daha çok Avrupa Hristiyan ve bilimsel geleneğinin etkisi altındaydı. Bu yüzden de doğu dinlerine ağırlık veren Annie Besant ile arası açıldı. Bu süreç sonunda Antropozofik Cemiyeti kurarak bağlarını kopardı. Almanya’daki teozofistlerin çoğu Steiner’in yeni cemiyetine geçtiler.

Teozofist fikirler üzerine kurulmuş diğer cemiyetler arasında Palmers Yeşil Locası, Lucis Trust, Share International ve Agni Yoga gibileri sayılabilir.

Gücünün doruğunda olduğu 1900’lü yılların başında Adyar Teozofik Cemiyetinin Amerika’da 7000 üyesi vardı. Hindistan’da ise sayıları 20.000’e ulaşmıştı. Şu an bile 10.000’e yakın üyesi bulunmaktadır.

Teozofistler Hindistan bağımsızlık hareketi ile yakın ilişki içindeydiler. Hindu Milli Kongresi bir Teozofi konferansı sırasında kurulmuştu ve başta Mahatma Gandi olmak üzere pek çok lideri teozofi ile bağlantılıydı.

Teozofi geleneği bugün Yeni Çağ akımı olarak bilinen akımın da temelini oluşturmuştur. Ruth Crawford-Seeger, Dane Rudhyar ve Alexander Scriabin gibi besteciler teozofisttiler. Bunun yanında Avrupa’dan Franz Kafka, William Butler Yeats, Owen Barfield, T.S. Eliot ve Amerika’dan Robert Duncan, Marsden Hartley, Wallace Stevens, Arthur Dove ve James Jones teozofik fikirlerden etkilenen yazarlar arasındaydı.

Bkz. Helena Petrovna Blavatsky

Theodor Herzl (1860-1904)

Avusturya-Macaristan kökenli Yahudi gazeteci ve modern siyasi Siyonizmin kurucusu. Gençliğinde Burschenschaft adlı Alman birliğini savunan öğrenci hareketi içinde yer almıştır. Neue Freie Presse’nin Paris muhabirliği yapmış, zaman zaman Londra ve İstanbul’a gittiği de olmuştur. Bu dönemde gazeteye yazdığı raporlar siyasi olmaktan uzaktı. Yahudilere bir vatan bulunması fikrine de uzaktı.

Fakat 1894 yılında Fransa’daki Dreyfus Davası fikirlerini değiştirdi. 1896 yılında yayınladığı Der Judenstaat (Yahudi Devleti) isimli kitap ile Siyonist akımın en önemli ismi haline geldi. 1897’de ilk Dünya Siyonist Kongresi’ni toplayan Herzl, burada alınan “devletleşme” fikrinin gerçeğe dönüşmesi için Yahudilere vatan aramaya başladı.

1901 yılında bir Siyonist heyetin başında Osmanlı Sultanı II. Abdulhamid’i ziyaret etti ve ondan Filistin’i Siyonistlere bırakmasını istedi. Fakat bu isteği Sultan Abdulhamid tarafından reddedildi. Bundan sonra İngilizler vasıtasıyla Mısır Hükümetinden Sina yarımadasını istedi ama bu talep de reddedildi.

Herzl bundan sonra İngilizlerin Uganda teklifi gibi projelerle ilgilendi. Ama bir sonuca ulaşamadan 1904 yılında kalp krizinden öldü.

Ayrıca Bkz. Siyonizm

Theodor Reuss (1855-1923)

Alman okültisti ve ütopik sosyalistidir. Carl Kellner ile birlikte 1904’de Doğu Tapınakçılar Locasını (OTO) kurmuş ve onun 1905 yılındaki ölümünden sonra bu locanın başına geçmiştir. Theodor Reuss bundan önce daha 1880 yılında Bavyera Illuminati Cemiyetini canlandırmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.

1901’de Gerard Encausse tarafından Martinist Tarikatının Almanya’daki özel temsilcisi ilan edilmiştir. Aynı şekilde 1902’de İngiliz Gülhaç Cemiyeti lideri William Wynn Westcott’tan, cemiyetin Almanya kolunu kurması için icazet almıştır.

1910 yılında İngiliz okültist ve maji uygulayıcısı Aleister Crowley’i OTO’ya kabul etmiş ve onu cemiyetin İngiltere uzantısının Üstad-ı Azam’ı ilan etmiştir. Kendi ölümünden sonra da OTO’nun kontrolü tamamen Aleister Crowley’in eline geçmiştir.

Ayrıca Bkz. Doğu Tapınakçıları Locası, Aleister Crowley

Thule Cemiyeti

Thule (Thula, Thyle, Tila) klasik kaynaklarda kuzeyde bir yere, genellikle bir adaya verilen bir isimdir. Ortaçağ coğrafyacılığında bilinen dünyanın ötesini ifade etmek için Ultima Thule terimi kullanılmıştır.

Thule cemiyeti (Thule Gesellschaft), Alman okültist Rudolf von Sebottendorff tarafından 1918 yılında Alman gizemci cemiyeti Teuton Locası’nın Münih uzantısı olarak kurulmuştur. Görünen kuruluş amacı Alman ırkının geçmişini araştırmaktır. Cemiyet, Blavatsky’nin takipçileri olan teozofistlerle yakın ilişki içinde olmuştur.

Thule cemiyeti, Aryan ırkın neşet ettiği antik bir kuzeyli Thule/Hypeborea ülkesinin varlığını savunmaktadır. Kurucularından Lanz von Liebensfels hakkında bir biyografi yazan Dr. Wilhelm Dahm Thule hakkında şunları söylemektedir: “Cemiyet ismini Atlantis’in kuzeyli versiyonu olan efsanevi Thule’den almıştır. Thule’de yaşayan üst insan ırkı büyülü güçleri vasıtasıyla kosmosla bütünlemişlerdi. Psişik ve teknolojik güçleri ile 20. yüzyılın çok üzerinde teknik gelişmişliğe sahiptiler. Bu bilgi Anavatan’ı korumak ve yeni bir Kuzeyli Aryan ırk yaratmak için gerekliydi. İnsanları buna yöneltecek bir Mesih mutlaka gelecekti.”

Bu düşünceler, Ignatius Donnely tarafından daha önce dile getirilen spekülasyonlara dayanıyordu. Donnelly, Atlantik’te uzak kuzeyde yer alan bir kara parçasından bahsediyor ve burada Aryan ırkın yaşadığını öne sürüyordu. Donnely, nazilerin de sembolü olan swastika’nın dünya üzerindeki dağılımını referans alıyordu.

Thule cemiyeti üyeleri okült teoriler yerine daha çok ırkçılık ve Yahudi ve komünistlerle mücadele ile ilgileniyorlardı. Satın aldıkları haftalık gazete Münchener Beobachter (Münih Gözlemcisi) daha sonra Nazilerin bir numaralı yayın organı olan Völkischer Beobacter (Halkın Gözlemcisi) haline dönüştü.

Thule cemiyeti Alman Çalışma Partisi’nin sponsoluğunu yapmıştır. Bu parti daha sonra Adolf Hitler tarafında Nazi Partisi haline getirilmiştir. Adolf Hitler’in de bu cemiyetin üyesi olduğu iddia edilmiştir. Jean Michel Angebert , Okült ve Üçüncü Reich adlı kitabında, Hitler’in de cemiyetin üyesi olduğunu iddia etmektedir. Cemiyetin pek çok üyesi Nazi partisinde önemli konumlara gelmiştir.

Nazilerin Thule cemiyetini ele geçirmeleri von Sebottendorff tarafından tasvip edilmemiştir. Cemiyeti anlatan “Hitler Gelmeden Önce” adlı kitabı yasaklanmış ve kendisi de tutuklanmıştır. Daha sonra cemiyet Hitler tarafından dağıtılmıştır. Cemiyetin 1966 yılında Almanya’nın Bayreuth kentindeki Wagner Festivali sırasında toplandığı ve canlandırılmaya çalışıldığı iddia edilmiştir.

Bazı okült teorilere göre Thule Cemiyeti, Hitler’e bir takım gizli güçler vermiştir. Hatta cemiyetin kötülerin yeraltı şehri Şambala’da yaşayanlar tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği de söylenmiştir.

Ayrıca Bkz. Nazizm

Tomar ve Anahtar (Scroll and Key)

1842 yılında John Addison Porter tarafından Yale Üniversitesinde kurulan gizli bir cemiyettir. Aynı üniversitede kurulmuş olan Kurukafa ve Kemikler cemiyetiyle benzerlik göstermektedir. Resmi olarak Kingsley Trust Association olarak varlığını sürdürmektedir.

Anahtarlar adı verilen ve hepsi dördüncü sınıf öğrencileri olan cemiyet üyeleri her yıl kendi yerlerine üçüncü sınıflardan 15 kişi seçmektedir. 1989’a kadar sadece erkeklerden oluşmuştur. Cemiyet üyeleri dördüncü yıl boyunca 1869 yılında Mağrip tarzında inşa edilmiş ve hiçbir penceresi olmayan tapınaklarında toplanmaktadırlar.

Maddi varlıkları, Kurukafa ve Kemikler cemiyetinden daha fazladır. Fakat şu an Amerikan siyasetinde Kurukafa ve Kemikler daha etkili görünmektedir. Tomar ve Anahtar cemiyeti Yale Üniversitesinin pek çok faaliyetini finanse etmiştir. Üniversite’nin yayınevi bu cemiyet tarafından kurulmuştur. Yale Üniversitesi 1872 yılından bu yana John Addison Porter Ödülü vermektedir.

Ayrıca Bkz. Kurukafa ve Kemikler

Transandantal Meditasyon

1958 yılında Maharishi Mahesh Yogi tarafından tanıtılmaya başlayan ve mantra adı verilen belli bir sesin tekrarını içeren bir meditasyon tekniğidir. Maharishi’ye göre bu programı diğer yoga tekniklerinden ayıran vasfı, çaba gerektirmemesidir. Sözkonusu mantranın tekrarıyla istenen sonuca ulaşıldığını iddia etmiştir.

Maharishi bu tekniği tanıtarak dünya çapında bir hareket başlatmıştır. Bugün dünyanın pek çok yerinde transandantal meditasyon merkezleri, okullar ve üniversitelere sahiptir. Beatles gibi grubu gibi tanınmış kişi ve grupların da dahil olmasıyla hareket hızlı yayılmıştır. 1968 yılından beri Türkiye’de de faaliyet göstermektedir.

Tribülasyon (Tribulation)

Tribülasyon felaket ve sıkıntı anlamlarında bir kelime olup, aynı zamanda Yeni Ahit’te yer alan Matta İncilinde geçen bir terimdir. Terim, Matta 24:21’de şu şekilde geçmektedir: “Sonra büyük tribülasyon olacak...”

Eski ve Yeni Ahitteki gelecekle ilgili haberleri yorumlayan fütürist Hristiyan teologlar, tribülasyonu gelecekte inananların dünya çapında zulme uğrayacakları ve bununla temizlenip güçlenecekleri bir felaket dönemi olarak tabir etmektedir. Bu dönemde ya da sonunda, yaşayan ve ölmüş tüm Hristiyanların cennete yükseltileceğine inanmaktadırlar (rapture). Yine Hz. İsa’nın bu dönemde yeryüzüne ineceğine inanmaktadırlar.

Preterist bakış açısına sahip olan, yani İncildeki kehanetlerin bir bölümünün M.S. ilk yüzyılda çoktan gerçekleştiğine inanan grup ise, sözkonusu sıkıntılı dönemi M.S. 70 yılında Romalıların gelip Kudüs’ü talan etmesi olarak yorumlamaktadır.

Tribülasyonu Yahudilerle ilişkilendirenler de bulunmaktadır. Özellikle evanjelik protestanlar bu görüştedir. Yahudilerin yüzyıllar boyunca itilip kakıldığını düşünen ve sözkonusu felaketleri onlarla ilişkilendiren protestanlar, yine bu nedenle, vadedilmiş topraklarda Büyük Israil devletinin kurulmasını Yahudilerin sıkıntılarının bitmesi, dolayısıyla kehanetin gerçekleşmesi olarak yorumlamakta ve bu yüzden İsrail’e büyük destek vermektedir.

Ayrıca Bkz. Hristiyan Siyonizmi, Armageddon

Trilateral Komisyon (Trilateral Commission - TR)

Trilateral Komisyon, 1973 yılında David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski öncülüğünde kurulmuş özel bir organizasyondur. Dış İlişkiler Konseyi (CFR), Brookings Enstitüsü ve Ford Vakfından bazı üyeler de kurucuları arasındadırlar.

İlk yönetim toplantısı Ekim 1973’de Tokyo’da gerçekleştirmiştir. Mayıs 1975’te Komisyon’a üye bütün yerel grupların katıldığı bir genel kurul yapılmıştır. Bugün Avrupa, Pasifik Asya ve Kuzey Amerika’dan yaklaşık 300-350 üyesi bulunmaktadır. Bu üç bölge arasında daha yakın siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulması için faaliyet göstermektedir. Resmi yayın organı “Trialogue” adlı bir dergidir.

Üyeler bu üç bölgeye orantılı olarak dağılmıştır. Üyelerini şirket yöneticileri, büyük partilerden politikacılar, önemli akademisyenler, rektörler, sendika liderleri ve sivil toplum örgütlerinin liderleri gibi elitler oluşturur. ABD başkanlarının ve Avrupa, Amerika ve Japonya'daki yönetici kadroların çoğunun TR üyesi olduğu söylenmektedir. Lakin hükümetlerde görev alan Komisyon üyeleri istifa etmek zorundadır.

Organizasyon, sosyal ve siyasi araştırmacılar tarafından yakından incelenmiş ve eleştirilmiştir. Trilateral Komisyon pek çok komplo teorisinde yer almaktadır. Özellikle ABD Başkanı Jimmy Carter’in 26 eski Komisyon üyesine yönetiminde yer vermesi Komisyon’un dünyayı yönetmeye kalktığı yorumlarına neden olmuştur.

Kuzey Amerika grubunda ABD, Kanada ve Meksikalı üyeler bulunmaktadır. Avrupa grubunda Türkiye dahil her Avrupa ülkesinden üye vardır. 2000 yılına kadar sadece Japonya ile temsil edilen Asya, daha sonra Pasifik-Asya grubu adını alarak genişlemiş ve Japonya yanında Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda ve ASEAN ülkelerinden de üye kabul etmeye başlamıştır.

Tüm dünyada Trilateral Komisyon, Bilderberg ve CFR birbirinin içine girmişlerdir. Örneğin Amerika'daki yahudi lobiciliğinin önde gelen ismi ve ABD'nin eski Dışişleri bakanı Henry Kissinger, eski ABD başkanı Bill Clinton, CIA eski direktörü John Mark Deutsch, Savunma bakanlığı eski sekreteri Robert McNamara, ABD'nin Japonya Büyükelçisi Walter Fritz Mondale, Hazine eski sekreteri Benjamin Nye gibi isimler her üç teşkilata birden üyedir.

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews