Y etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Y etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yehovah (Yahveh)

Yahudilikte Tanrı’nın telaffuz edilemez gerçek ismini sembolize eden ve tetragrammaton denilen dört harften (Y-H-W-H) oluşan isimdir. Tevratta 6823 kezle en çok tekrar edilen isimdir. Yahudiler bu ismi açıkça teleffuz etmekten çekindikleri için “Adonai” (Rab) veya Elohim (Tanrı) adlarını kullanırlar.

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi (Project for New American Century – PNAC)

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, ABD’deki neo-muhfazakarların kümelendiği bir think-tank kuruluşudur. 1997 yılında Robert Kagan ve William Kristol tarafından kurulmuştur. William Kristol, Weekly Standard dergisinin editörü ve muhafazakar Fox Haber Kanalı’nın sürekli yorumcularındandır.

Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, Yeni Vatandaşlık Projesi isimli bir oluşumun uzantısıdır. Bu oluşum da Sarah Scaife Vakfı, John M. Olin Vakfı ve Bradley vakfı tarafından kurulmuştur.

PNAC, dünyada, uzayda ve sanal alemde ABD’nin mutlak askeri ve ekonomik üstünlüğünün devamını savunmaktadır. Diğer ifadeyle Theodore Roosevelt tarafından Pax Americana olarak adlandırılan Amerikan dünya hakimiyetinin savunuculuğunu yapmaktadırlar.

ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesinde PNAC en büyük destekçi rolünü oynamıştır. Öyle ki, neo-muhafazakarların planlarının merkez noktasını bu işgal oluşturmaktadır. İşgal’in sarpa sarmasıyla PNAC’ın popülaritesi de düşüşe geçmiştir. Şu an sadece 1 aktif çalışanı bulunmakta ve hemen hemen dağılmış durumdadır.

PNAC’ın 3 Haziran 1997 tarihli manifestosunda şu isimlerin imzası bulunmaktadır: Elliott Abrams, Gary Bauer, William J. Bennett, Jeb Bush, Dick Cheney, Eliot A. Cohen, Midge Decter, Paula Dobriansky, Steve Forbes, Aaron Friedberg, Francis Fukuyama, Frank Gaffney, Fred C. Ikle, Donald Kagan, Zalmay Khalilzad, I. Lewis Libby, Norman Podhoretz, Dan Quayle, Peter W. Rodman, Stephen P. Rosen, Henry S. Rowen, Donald Rumsfeld, Vin Weber, George Weigel ve Paul Wolfowitz.

Yukarıdaki isimlerin önemli bir bölümü George Bush yönetiminde yer almış ve neo-muhafazakar gündemin en şiddetli takipçilerinden olmuşlardır. Büyük ölçüde gözden düşmüş olsalar da, bir kısmı halen görevine devam etmektedir.

11 Eylül saldırıları ile ilgili komplo teorilerinde PNAC da geçmektedir. Kuruluşun Eylül 2000’de yayımladığı “Amerika’nın Savunmasını Yeniden Oluşturmak: Yeni bir Yüzyıl için Strateji, Kuvvetler ve Kaynaklar” isimli raporun 51. sayfasında şu ifade geçmektedir:

“…dönüşüm süreci, devrim niteliğinde değişiklikler getirse bile, Pearl Harbor benzeri feci ve katalizleyici bir olay olmadıkça, çok uzun sürecektir.”
Bu ve benzeri ifadeler nedeniyle neo-muhafazakarların Amerikan hegemonyası için büyük bir komplonun parçası veya yönlendiricisi oldukları iddia edilmektedir. 11 Eylül saldırıları gerçekten PNAC’ın kendi gündemini gerçekleştirmesini kolaylaştırmıştır.

Yeni Çağ İnanç Akımları (New Age)

Yeni Çağ, 20. yüzyılın sonlarından bu yana etkinlik gösteren, ve klasik spiritüel inançlardan beslenmekle birlikte ,hemen hepsinden eklektik bir tarzda yararlanan hareketlerin ortak adıdır. Batı’da ortaya çıkmıştır. ABD’de yapılan bir araştırma, Amerikalıların yaklaşık % 20’sinin Yeni Çağ yaklaşımlarını kısmen benimsediğini göstermektedir.

Yeni Çağ düşüncelerinin pek çoğu, daha eski dini ve spiritüel hareketlerden alınma olup, psikoloji ve ekoloji başta olmak üzere modern bilim ögeleriyle harmanlanmıştır. Bu akımın sonucu olarak geniş kapsamlı bir yayın faaliyeti, yeni müzik tarzları ve zanaatlar ortaya çıkmıştır.

Yeni Çağ kavramı, en iyi tanımını “spiritüel arayış” ifadesinde bulmaktadır. İlk etapta daha çok Doğu dinlerine benziyor görünmektedir. Elastik bir inanç biçimidir. Semavi dinlerdeki gibi bir emirler silsilesi veya kutsal kitabı yoktur. Bu inanca üye olmak veya katılmak da sözkonusu değildir. Aslında Yeni Çağ akımı içinde birbirinden görece farklı güzergahları takip eden yüzlerce hatta binlerce küçük yollar vardır. Hatta bu inançların kişiden kişiye bir ölçüde farklılık göstermesi de mümkündür. Çünkü Yeni Çağcılar, mistik gelenekleri eklektik bir anlayışla sentezleyerek kendi inançlarını istedikleri biçimde oluşturmaktadırlar.

Bu yüzden Yeni Çağ inanç ilkelerini ortaya koymak çok kolay değildir. Yine de ortak bazı yaklaşımlardan söz etmek mümkündür. Yeni çağ müritleri genellikle tüm insanların ve genel olarak yaşamın birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olduğuna ve Tanrı’nın parçası olduğumuz enerjiye verilen bir ad olduğuna inanmaktadırlar. Bu inanış panteist veya panenteist inanca benzemektedir.

Yeni Çağ inancı ile Hümanizm arasında da bir ilişkiden sözedilebilir, çünkü insan aklı fiziki realiteye baskın gelmenin bir aracıdır. Bir anlamda insan, kendi realitesinin yaratıcısıdır. Dünyaya gelmemizin bir amacı vardır ve o amaç keşfedilmelidir. Fakat ölüm de bir son değildir. Yeni Çağ akımları, genelde hayatın bir çevrim olduğuna yani bir tür reenkarnasyona inanmaktadırlar.

Geleneksel dinlerdeki dogmatik yaklaşımlar kabul etmeyen Yeni Çağcılar, inançlardaki feminen ögelerin ataerkil kültür tarafından baskılandığını iddia ederek, dişi ruh veya spiritüel güçlere inanmaktadırlar. Bazı Yeni Çağ müritleri de quartz kristali gibi taşların tedavi edici gücüne ve tarot kartlarının yol göstericiliğine inanmaktadır.

Yeni Çağcıların yeni bir dünya düzeni ve evrensel din ütopyasına sahip oldukları da söylenebilir. Evrensel din anlayışlarına göre, tek bir doğru yol yoktur. Bu yüzden dinler ve inançlar birbirlerini kabul etmeli ve geliştirmelidir. Yeni dünya düzeni ütopyası ise bütün halkların tek bir çatı altında kardeşçe yaşayacağı bir yapıyı işaret etmektedir. Bu yeni düzende insanlar artık geldikleri kökene değil tüm insanlık mirasına sadık olacaklardır.

Yeni Çağ terimi, Amerikan medyasında 1980’lerde kullanılmaya başlamıştır. Meditasyon, Reenkarnasyon, kristaller, medyumluk ve diğer psişik deneyimler, alternatif tıp, holistik tıp, çevrecilik, doğadaki anomaliler, UFO’lar vb. gibi birçok konuyla haşır neşir olan ve kendilerini bunlarla tanımlayan alt-kültürleri ifade etmek için üretilmiştir. Bu alt-kültürlerin tipik aktiviteleri arasında meditasyon gruplarına devam etme, konferanslara ve sergilere katılma, ve ruhsal danışmanlar edinme gibi şeyler sayılabilir.

Hareketin kökleri, özellikle 19 yüzyıldan ve 20 yüzyılın ortalarına kadar oldukça etkin olan ezoterizm, okültizm, teozofi, astroloji ve maji benzeri akımlara dayandırılabilir. Yine de Yeni Çağ’ın bu hareketlerden en önemli farkı sözkonusu hareketler gibi organize ve inisiyatik bir yapıda olmamasıdır.

Yeni Çağ’ın kısa tarihinde önemli kilometre taşları arasında Jose Arguelles tarafında organize edilen ve 16-17 Ağustos 1987’de dünyanın pek çok yerindeki Yeni Çağ müritlerinin belirli yerlerde toplandıkları “Ahenkli Buluşma”(Harmonic Convergence) faaliyeti sayılmalıdır. Marlo Morgan’ın “Bir Çift Yürek”, Helen Schucman’ın “Mucizeler Hakkında Ders”, James Redfield’ın “Dokuz Kehanet” ve Neale Donald Walsch’ın “Tanrı ile Sohbet” isimli kitapları Yeni Çağcılar arasında ses getiren yayınlar olmuştur.

Genel olarak Yeni Çağ akımı içinde kitleleri etkileyen gurular arasında şu isimler sayılabilir: Abraham-Hicks, Carlos Castaneda, Deepak Chopra, Andrew Cohen, Douglas James Cottrell, Benjamin Creme, Da Free John, Ram Dass, Wayne Dyer, Linda Goodman, Louise L. Hay, Kabir Helminski, Barry Long, Mary Manin Morrissey, Caroline Myss, Leonard Orr, Johann Quanier, Rajneesh, Tony Samara, Carlos Seeker, Michael Sharp, David Spangler, Tiziano Terzani, Neale Donald Walsch, Ken Wilber, ve Marianne Williamson.

Yeni Dünya Düzeni (Siyaset)

“Yeni dünya düzeni” en genel anlamıyla dünya güç dengelerinde ve siyasi düşüncesinde önemli değişiklikler meydana geldiğinde, ortaya çıkan yeni durumu ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Terimin ilk kullanılışı I. Dünya Savaşının neden olduğu yıkım sonrasında ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın önerdiği 14 ilke ve Milletler Ligi oluşturulması çağrısıyla şekillenen yeni durum vesilesiyle olmuştur. Pek çok yorumcu, II. Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletlerin ve Bretton Woods ekonomik sisteminin kurulmasıyla şekillenen yeni sistemi de “yeni dünya düzeni” olarak adlandırmışlardır.

Terimin yakın zamanda tekrar kullanılması ise soğuk savaş sonrası dönemi ifade etmek maksadıyla olmuştur. Sovyetlerin son lideri Mihail Gorbaçov ve ABD Başkanı George Bush tarafından başlatılan süpergüçler arasındaki yeni işbirliği sürecini tanımlamak için kullanılmıştır.

“Yeni dünya düzeni” kavramının günümüzde geçerliliğini koruyan asıl anlamı Birinci Körfez Savaşı ile ilintilidir. Savaşa giden günlerde yavaş yavaş inisiyatifi ele alan Bush, yeni dünya düzeninin ilk büyük sınavının Kuveyt’i işgal eden Saddam Hüseyin Irak’ına vereceği karşılık olduğunu ilan etmiştir. 11 Eylül 1990’da Amerikan Kongresinde yaptığı “Yeni Bir Dünya Düzenine Doğru” başlıklı konuşmasında öngördüğü düzenin ana başlıklarını açıklamıştır.

Bu konuşma kimine göre, Amerika’nın Ortadoğu’daki emperyal hayallerinin meşrulaştırılma girişimiydi. Süpergüçler arası işbirliği retoriğine rağmen, ABD’nin tek süpergüç olacağı tek kutuplu bir dünyanın sinyalleri veriliyordu. Birinci Körfez Savaşı da bu yeni doktrinin test alanı olmuştu. ABD çok kısa sürede büyük bir uluslarası koalisyonun öncülüğünü yapmış ve Sovyetler Birliği aktif olarak katılmadığı bu savaşa belki de yaşadığı iç çalkantılar nedeniyle ciddi bir itiraz da yöneltememişti. Çünkü Sovyetler Birliği ekonomik açıdan çöküşün eşiğine çoktan gelmiş, Batılı ekonomik topluluklara üye olarak bu durumdan kurtulmanın derdine düşmüştü.

Sovyetler Birliği’nin 8 Aralık 1991 itibariyle resmen tarihe karışmasıyla birlikte, “yeni dünya düzeni” tamamen ABD’nin yeni düzenini ifade eder hale geldi. İlginçtir, Sovyetler’in yıkılmasından sonraki dönemde Beyaz Saray yeni dünya düzeni ifadesini kullanmaktan imtina eder hale geldi. Bazı yorumcular bunu ABD’nin 1991-1992 yıllarında yaşadığı ekonomik resesyona bağlamışlardır. Fakat, her ne kadar Beyaz Saray kullanmaz olmuşsa da, ifade artık kamuoyuna malolmuştu.

Körfez Savaşının ardından “yeni dünya düzeni” doktrinini irdeleyen bir takım akademik yorumlar ortaya çıkmaya başladı. John Lewis Gaddis, Foreign Affairs dergisine yazdığı bir makalede yeni düzeni tanımlayan faktörleri, ABD’nin tartışmasız üstünlüğü, artan entegrasyon, milliyetçi ve dini akımların yükselişi, ve güvenlik tehditlerinin yaygınlaşması olarak sıralıyordu.

Gaddis’e göre yeni düzenin nihayetinde alacağı şekil dünyayı entegrasyona ve bölünmeye götüren faktörlerin etkileşimi ile belirlenecekti. Fakat tek bir gerçek vardı ki; iletişimdeki gelişmeler, uluslararası ekonomik sistem ve yeni düşüncelerin hızla yayılma potansiyeli ülkeleri izolasyona gitmekten alıkoyuyordu. Gaddis’e göre yeni dönemin belirleyici faktörlerinden biri, birleştirici veya parçalayıcı etkiye sahip olabilecek olan İslam’dı.

Joseph S. Nye gibi araştırmacılara göre yeni dünya düzeni denilen şey aslında 1945 yılında formüle edilip Soğuk Savaş nedeniyle uygulanamayan liberal düzenin uygulamaya konmasından başka birşey değildir.

Bu dönemde şüphesiz en çok ses getiren yorumlardan biri Francis Fukuyama’nın 1992 yılında yayınladığı “Tarihin Sonu” tezi idi. Fukuyama’ya göre yaşanan sadece soğuk savaşın sonu değil, insanlığın düşünsel evriminin zirve noktası ve Batı tipi liberal demokrasinin kendinin mutlak hükümet etme biçimi olarak kabul ettirmesiydi.

Samuel P. Huntington 1993 yılında Foreign Affairs Dergisinde yayınladığı “Medeniyetler Savaşı ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” başlıklı makalede yeni dünya düzeni hakkında yazılanlara ve özellikle de Fukuyama’nın tezine karşı çıkıyordu. Huntington, soğuk savaş sonrası çatışmanın ideolojik değil kültürel sınır çizgileri arasında yaşanacağını iddia etmektedir. Ona göre kültürel organizasyon, dünyayı tanımlamada bağımsız devletler formülasyonundan daha anlamlıdır. Çatışmayı anlamak için kültürel çatlakların anlaşılması zaruridir. Huntington’a göre Batı medeniyetinin karşısına çıkması muhtemel iki medeniyetten biri Çin diğeri ise İslam’dır. Batı eğer bunu farkedip önlemlerini almadığı takdirde Batı bu savaşta başarısız olacaktır.

Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi, Batı’nın ABD öncülüğünde İslam’a karşı açtığı savaşı meşrulaştırdığı gerekçesi ile eleştirilmektedir. Çünkü Huntington Batı’ya demokrasiyi evrenselleştirme safdilliğinden kurtulmayı ve öncellikle kendi iç yapısını güçlendirmeyi tavsiye etmektedir.

Bush’un ikinci dönem için girdiği seçimi kaybetmesinden sonra Başkan olan Bill Clinton, yeni dünya düzeni retoriğini sahiplenmekle kalmadı Bush’tan bir adım öteye götürdü. Fakat artık “yeni dünya düzeni” ifadesi yerine “küreselleşme çağı,” “tek kutuplu dünya” vb. ifadeler kullanılıyordu.

Yeni Dünya Düzeni (Komplo)

“Novus Ordo Mundi” (yeni dünya düzeni) veya “Novus Ordo Seclorum” (yeni çağların düzeni) olarak ifade edilen bu kavram Masonlar ve Illuminati üyeleri tarafından kullanılmıştır.

Novus Ordo Seclorum ifadesi, Amerikan devlet ambleminde yer alan “piramitin üzerindeki herşeyi gören göz” figüründe aynen yer almaktadır. Aynı figür, 1 dolarlık banknotların üzerinde de yazılıdır. Amerikan kurucu babalarının ve özellikle Thomas Jefferson’un Illuminati ile ilişkili olduğu söylenmektedir.

Dünyayı yöneten ve Yeni Dünya Düzeni’ni uygulayan elit, değişik adlar da almaktadır: İlluminati Bankerleri, Yüksek Kabal, Dördüncü Reich, Uluslararası Sinaşi ve Kriptokrasi.

Bu elitin içinde Rockefeller, Rotschild, Morgan, DuPont gibi ünlü ailelerin ve Avrupa’nın önemli monarklarının bu elitin içinde oldukları iddia edilmektedir. Buna göre, Dünya Bankası, IMF ve NATO gibi kuruluşlar Yeni Dünya Düzeni’nin uygulamaya geçmesinde maşa görevi gören kuruluşlardır.

Ayrıca Bkz. Dünya Hükümeti, Sinarşi, Illuminati

Yeni Muhafazakarlık (Neoconservatism)

Yeni muhafazakarlık, ABD ve Kanada’da 1960’lardan sonra etkili olmaya başlamış politik bir harekettir. 70’li yıllarda ise Sovyet karşıtı liberal ve sosyal-demokratları da içine alarak geniş bir koalisyona dönüşmüştür. “Yeni” sıfatını almasının başlıca nedeni budur. Bir başka nedeni de, bir sosyo-politik düşünce sistemi olarak II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan çeşitli entelektüel akımlardan büyük ölçüde etkilenmesi ve klasik muhafazakarlıktan farklılaşmasıdır.

Ronald Reagan yönetiminde etkin olan bu yeni muhafazakar koalisyon, Soğuk Savaşın yıkılmasından sonra varlık nedenini kaybetmiş ve eski liberaller yine demokratik merkeze kaymışlardır. Fakat Clinton döneminin sonlarında tekrar toparlanmaya başlayan neo-muhafazakar akademisyenler ve politikacılar Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi gibi think tank kuruluşları altında toplanarak faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır. Sonuçta İkinci George Bush dönemi yeni-muhafazakarların dönemi olmuştur. 21. yüzyılı ABD yüzyılı yapma ve dünya hegemonyasını gerçekleştirme amacına yönelik politikalar gütmüşlerdir. Afganistan ve Irak işgalleri onların eseridir. Hatta bu işgallere sebep teşkil eden 11 Eylül saldırıları ile ilgili olarak üretilen komplo teorileri daha çok yeni muhafazakarları sorumlu tutmaktadır.

İkinci George Bush hükümetinde büyük bir etkiye sahip olan bu yeni muhafazakar akım, aslında 1970 ve 80’li yıllardaki yeni muhafazakar koalisyon’un daha küçük ama daha radikal bir bölümünün devamıdır. Özellikle Leo Strauss adlı düşünürün etkisindedirler. Straussçular dünyada barış ve esenliğe inanmazlar, dost-düşman dualitesinden başka bir gerçeklik tanımazlar ve hiçbir zaman iyi ve barışçı bir dünya düzeninin kurulabileceğine inanmazlar.

Yeni muhafazakarlara yönelik en büyük eleştiri onların aslında “yeni jakobenler” oldukları yönündedir. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın müsteşarı Albay Lawrance Wilkerson, Aralık 2005’te Der Spiegel dergisine verdiği röportajda şöyl demiştir: “Onlar yeni muhafazakarlar değiller. Onlar Jakobenler. Selefleri de Fransız devrimi lideri Maximilien Robespierre’dir.”

Bir başka eleştiri de Hristiyan Siyonizmi ile ilgilidir. George Bush yönetiminin yeni mufazakarların yönlendirmesiyle açtığı savaşların, dünyanın sonundaki büyük Armageddon’u çabuklaştırmak ve “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” amaçlarına matuf olduğu eleştirileri yapılmaktadır.

Yeni muhafazakarlar, Amerikan politikasında kısaca “neocon” olarak isimlendirilmektedirler. “Commentary” ve “The Weekly Standard” gibi süreli yayınlar, yeni muhafazakarların yayın alanlarıdır. Ayrıca 1943 yılında kurulan American Enterprise Institute (AEI) ve 1997 yılında kurulan Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi (PNAC), yeni muhafazakarların yuvalandığı think-tank kuruluşlarıdır.

Dick Cheney ve Donald Rumsfeld, George Bush yönetimindeki önde gelen yeni muhafazakarlar kabul edilmektedirler. ABD yönetiminde etkin diğer önemli isimler arasında Paul Wolfowitz, Norman Podhoretz, Elliott Abrams, Richard Perle, Jeane Kirkpatrick, Max Boot, William Kristol, Robert Kagan, William Bennett, Peter Rodman ve Abram Shulsky sayılabilir.

Ayrıca Bkz. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, Leo Strauss, Sinarşi, Hristiyan Siyonizmi

Yezidilik (Yezidiyye)

Yezidilik, Ortadoğu kökenli bir dindir. Şeytana tapanlar olarak bilinirler. Yezidiler ağırlıkla Kürt olup, daha çok Irak'ın Musul kentinde yaşamaktadırlar. Suriye, Türkiye, İran, Gürcistan ve Ermenistan'da da cemaatleri bulunan Yezidiler'in bugünkü toplam sayısının 500,000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Oldukça kapalı ve geleneklerine bağlı olarak kültürlerini devam ettirmektedirler.

Yezidilik Zerdüştlük, Mitraizm, İslam ve sufizm gibi pek çok din ve öğretinin senkretik bir bileşimi gibi durmaktadır. Yakın zamandan ortaya çıkan bazı bilgilere göre Şeyh Adî Ibn Mustafa’ya (Öl. 1162) nispet edilen Adeviye tarikatının Kürtlerin yaşadığı dağlık bölgelerde yerel inançlarla karışması sonucu ortaya çıktığı sonucuna varılmıştır.

Yezidiler Melek Tavus'a ibadet ederler. Melek Tavus, onlara göre Allah tarafından Şeytan'a çevrilmiş melektir. Yezidilikteki Tanrı ve şeytan anlayışı diğer dinlerden farklıdır. Yezidilikte Tanrı, dünyanın yaratıcısıdır ancak sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin vücut bulması için Şeytan bir nevi aracılık rolü üstlenmiştir. Şeytan "Melek Tavus" olarak adlandırılır ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Bu inanç İran kaynaklı Zerdüştlük ve Mitraizm’e kadar gitmektedir.

Tanrı özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. Aksine ibadetin ona değil içi kötülüklerle dolu olana, Tavus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Yezidilere göre ahiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir. İnsanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de cehenneme de dönüşebilir. Melek Tavus bütün bu işlerin denetleyicisi ve Tanrının bu dünyadaki gölgesidir.

Yuvarlak Masa Teorisi

Komplo teorilerine göre, temel amacı bütün dünyayı tek merkezden yönetmek olan İlluminati şebekesi, eli her tarafa uzanabilen bir ağ oluşturmak için birbirleriyle irtibatlı birtakım alt mekanizmaların oluşturulmasına girişti. Bu girişimden Yuvarlak Masa (Round Table) teorisi ortaya çıktı. Bu teoriye göre şekillendirilecek organlar, üstlendikleri görevlere göre kendi aralarında bir irtibat ağı kuracak, bilgi alış verişinde bulunacak ve dünya ülkelerini yönlendirecek politikalar geliştireceklerdi. Yuvarlak Masa organlarının elemanları kendi ülkelerinde etkili kişiler olacaklardı.

Yuvarlak Masa teorisi ilk olarak 1877'de John D. Rockefeller, Cecil Rhodes, John P. Morgan, Andrew Carnegie ve Mayer A. Rothschild'dan oluşan beşli tarafından ortaya atılmıştır. Bunların hepsi de Illuminati üyesiydi.

Yuvarlak Masa sembolü ise, tarihte ilk defa, kendilerini kutsal kaseyi aramaya adayan Kral Arthur’un Yuvarlak Masa Şövalyeleri ile ortaya çıkmıştır.

ARAMA

Google

COPYRIGHT

EZOTERİK SÖZLÜK, konunun meraklılarına bilgi vermesi amacıyla yayınlanmaktadır. Bu sözlükte yayınlanan tüm maddelerin telif hakkı yazarına aittir. İzinsiz ve link vermeden kopyalanıp yayınlanamaz.
 
pageviews